Ağustos 2009 Arşivi
islomania
Yazıya bir alıntı ile giriyorum: (sevmem kopi peyst ama idare ediverin işte ben bu kadarını yazamazdım)
Islomania: Ada Manyaklığı
Tıbbi kitaplarda bulunmayan ruhsal bir rahatsızlık islomania. Bu kavramı ilk kez Lawrence Durrell “Reflections on a Marine Venus” kitabında kullanmış. Durrell adı geçen kitabında islomania’yı şöyle tanımlıyor:
” Gideon’un karalama defterleri arasında bir gün, daha tıp bilimine geçmemiş hastalıkların bir listesini bulmuştum, bunlar arasında çok seyrek rastlanan ama tanınmadığı da ileri sürülemeyecek bir ruh hastalığının adı olarak “Islomania” sözcüğü de göze çarpıyordu. Bunu açıklamak için Gideon, adalarda her nasılsa karşı konmaz bir çekicilik bulan insanların olduğunu söylerdi hep. Bir adada, denizle çevrili küçük bir dünyada olduklarını bilmek bile, böylelerinin içini sözle anlatılmaz bir esrimeyle dolduruverir. Bu doğuştan ada-tutkunları, derdi Gideon, doğrudan doğruya Atlantislilerin soyundandırlar, ada yaşamına bilinçaltlarında süren özlem, yitik Atlantis ülkesine yönelmiştir.” (Ada, Akşit Göktürk, sayfa 147)
Tabi bu tanımı “adaseverlik” ile de karıştırmamak gerekir; bir süreliğine bir adaya gidip orada balık tutmak değildir islomanyaklık. Adalı olmak da değildir. Hiçbir islomanyak adali değildir, bazı adalıların islomanyak olma ihtimalleri olsa bile. Karışıklığa yol açan konu ile ilgili diğer bir kavram da “ada severler”. Ada sever olmak da islomanyak olmaktan farklı bir durum. Ada severler zaman zaman adalarda bulunmaktan hoşlanan, balık tutan, dalan, tabir uygunsa pasif islomanyaklardır. Durell’in kavramını onun düşündüğü şekilde geliştirirsek söyle bir islomanyak tanımı ortaya çıkabilir: ” Islomanyaklar adalarda karşı konulmaz bir çekicilik bulan ve adalarda doğmasalar bile, buralara ellerinde de olmaksızın katma deger ekleyen insanlardır.” Çünkü islomanyaklar aslında kendi kafalarındaki cenneti yaratmaktadırlar.
Erin-Log-Lar
Biraz daha yazmazsam diğerlerini unuttuğum gibi bunları da unutacağım ki hiç istemiyorum.
Bir gün kuzeni ile beraber otururlarken:
Berkay: Sen hangi takımı tutuyorsun?
Erin: Sen hangi takımı tutuyorsun?
Berkay: Beşiktaş
Erin: Ben de balık tutuyorum!!
Otobüste kucağımda otururken:
Erin: Anne senin göbeğin şişti mi?
Ayça: Yoo annecim şişmedi ( yağlarımı mı kast ediyor acaba ??)
Erin: Ama göbeğin büyümüş.
Ayça: Evet tamam azıcık büyümüş.
Erin: Senin göbeğinde bebek mi var ?
Ayça: !!!!
Yeni gelecek minik kuzenimize oyuncak ayırırken:
6 yorumErin: aa yeni oyuncaklarr!!
Ayça: Evet bi tanem Elvine vereceğiz Gülay’ın bebeğine di miiii
Erin: aaa ama Gülay’ın bebeği gitsin uyusun o zamannn!!
başlı-yorum
bu tantananın dırdırına..
yok yok YOKKK, artık daha yeni bir şeye başlayamayacağım lakin!!!
koca kişisi ile birlikte son 10 senedir bulunduğumuz (ben bunun 8 adedine dahilim anti parantez) ofisimizi taşırken destek olmadığım gibi yerleşirken de ortalarda görünmeyerek kendi eşyaları mı bile yerleştiremediğimden //süper eve 150 adımlık bir ofis bulduk, mekan geniş, yüksek tavan, öğlenleri eve yemeğe gelen bir koca kişisi daha ne isterim!
//, annem evini satıp yeni aldığı tadilat işlerinin içine dalmaktan oğluma bakma konusunda desteğinin azalmasından // çok şükürler olsun ki gönlüne göre bahçeli bir ev buldu hem Erin orada köpeği ve kedisi ile daha mutlu olacak//, kayın-annem ve babam Gelibolu’da yazın tadını çıkartmalarına // bin şükür ki yaşlılıklarını geçirecekleri bol oksijenli ömürlerine ömür katan bir yerleri var, başımızdan eksik olmasınlar//, dergi işinin işleyebilmesi, yetişebilmesi, üretilebilmesi, sorunsuz olması için 7/24 kafamda dönen binlerce işlere // ne kadar güzel ki bundan 3 sene önce işsizdim, kendi seçimimdi aslında. Ev kadını ve tam zamanlı anneydim ama şimdi farklı bir kimliğim var hem anneyim, hem de dışarıda üretenim !//, Fotoğraflarını çektiğim güzel insanların işlerini zamanında teslim etmek için sarf ettiğim yüce güce, hıza (bir elimle tren oynarken bir elimde fotoğraf edit ettiğim görülmüştür!!) // süper insanlar tanıyorum, sevdiğim çok sevdiğim bir işi yapıyorum ve bu iş için yatırım yapabilme şansı doğuruyorum, bunda da sorun yok !!//, bu arada normal bir doğuma girip hayatta kendimi ne kadar eksik bir kadın hissettiğime.. evet evet zaten bana sezaryen dendiği gece de böyle eksik hissetmiştim ve çok ağlamıştım // Allah’ıma bin şükürler olsun ki ne kadar sağlıklı bir doğum yaşadım, hepimiz sağlıkla evimize döndük//, “bu hafta evde tamamen ev yemekleri yapıla” diye kendime komut verip neredeyse sadece 2 yemeği yapmayı becerebilmiş olmamama // ne harika bir babamız var ki bugün eve dönünde oğlumuzla tam zamanlı vakit geçirip hem çalışmamı hem de zeytinyağlı bir fasulye yapmamı sağlıyor üstelik bitmedi tüm hafta sonu çalışabilme imkanı veriyor..canım koca kişim!! Çalışmak bizi kurtaracak değil mi? //, bütün bunlara yetişmeye çalışırken gecenin 3’ünde mide krampları ile uyanıp, banyoda sabahı sabah etmeme ve iki gün boyunca 2 kilo (su) kaybı ile hiçbir işe el süremediğime //2.gün kendime geldim en azından serumluk olmadım//, harika bir kahvaltının ortasında, unutkanlığım (unutkanlık diyebilir misiniz buna bilemedim şimdi) yüzünden eve iş teslimi yapmak için kalktığıma // evdeki diğer bebeğin uyku saatiydi ne de olsa //, bu işi yetiştirmek için oğlumun önüne tüm hamur malzemelerini koyup arkamı döndüğüme //kendi kendine kalmasını öğrenmeli//, uyuduğu zaman çalışırım hızında işlere dalıp Ayşe’ye Fatma’nın Fatma’ya Ayşe’nin maili gönderdiğime ve bütün bunları ( detaylı bir to-do listim vardı bugün) toparlamak için sadece 1.5 saatim olduğuna //nasıl da öksürerek uyuyamadı pi-nik kuşum, kıyamam ben ona her şeyi bırakıp yanıma gelip koltukta uzanan küçük bedenine sarılma lüksüm var ya çok şükür//
inanamıyorum mu demeliyim şanslıyım mı demeliyim?
Enstantane-A

Müzik: Metroda oturup 15 dakika kanun dinlemek.
Resim: Bir öğleden sonra ve salonu süsleyen bir tablo.

Fotoğraf: Göğsünde uyuyan bebeğinin huzuru.


















