Evren Balta Paker | Anne ya da DeÄŸil? Annelik Etme Meselesi Üzerine   [ Devamını oku]" />
ole bisemi var ? Ben ona bakmayida unuturum :p

* Evren Balta Paker’in “Anne ya da DeÄŸil? Annelik Etme Meselesi Üzerine” baÅŸlıklı bu makalesini Mesele Dergisi’nin Ocak 2009 sayısından alıntılanmıştır.

Bu yazıyı yazmaya başlamadan hemen önce ne yazacağımı kafamda evirip çevi­rirken bir kadın olarak hayatımdaki en kurucu deneyimin ne olduğunu düşü­nürken buldum kendimi. Aklıma ilko­kula başladığım günler geldi, annemim çekip çevirdiği güvenli evimizden çıkıp her gün okula gitmek bana ancak yedi yaşında nasip olmuştu, benden bir yaş küçük kardeşimle birlikte.

Dönemin -yani yetmiÅŸli yılların- genel pratiÄŸi buydu galiba. Anneler çalışmıyordu ve yuvalar bugün olduÄŸu kadar yaygın deÄŸildi. Ben de tıpkı diÄŸer arkadaÅŸlarım gibi ancak ye­di yaşıma geldiÄŸimde kara önlüğümü gi­yip, üç kiÅŸinin paylaÅŸtığı bir tahta sırada kırk beÅŸ dakika boyunca kalkmadan otur­maya günlerce ve hatta aylarca aÄŸlayarak alışmıştım… Bu deneyimin hayatımı de­ğiÅŸtirdiÄŸini hatırlıyorum. Ama belki benden çok annemin hayatını deÄŸiÅŸtir­miÅŸti, yedi yıllık bir eve kapanma döne­minden sonra ilk kez gün içinde kendisi­ne ayıracak vakti olmuÅŸtu.

Okuldan sonra hayatımı kuran, baştan aşağı değiştiren, kim olduğuma dair bana yepyeni sorular sorduran başka bir dene­yim de hatırlamıyorum. Ondan sonra ya­şadığım her şey, hani çok bilinçli terci­himle olmasa da, ne olduğumun bir uzantısıydı sanki. Hayatta başıma ne gele­ceğini bilmeden istediğim tek şey annelik oldu, çünkü başıma ne geleceğini biliyor-muşum gibi geliyordu bana. Belki de yıllar boyu oynadığım evcilik oyunları -ki ona aldığım tüm arabalara rağmen kızımın da en sevdiği oyun annecilik- ya da otuz­larında tavana vuran annelik hormonları beni buna hazırlamıştı. Nedeni ne olursa olsun annelik başıma geldi. Anne olmak bütün hayatımı alt üst etti, baştan aşağı ye­niledi. Yalnızca gündelik pratiklerimi, nereye gittiğimi, kimi gördüğümü, ne okuduğumu, ne yiyip ne içtiğimi değil, aynı zamanda bir kadın olarak da beni. Herhalde bir kadın olarak doğmamdan sonra, bir kadın olarak doğurmam top­lumsal cinsiyet temeli üzerinden baktı­ğımda hayatımın en kurucu iki deneyi­miydi. (2)

Kamusal annelik
İster evde çalışan bir kadın olsun isterse bir şirketin genel müdürü, herhalde hiç bir kadın anne olmadan önce anne ol­makla başlarına tam olarak neyin geleceği­ni bilmiyordur.

Tabii insan anne-çocuk denkleminin çocuk tarafında olunca bu­nun ne büyük bir iş olduğunu anlamıyor ve hatta belki de annesinin kendisi için yaptıklarını küçümsüyor, yapılabilir zan­nediyor. Sanki bir el şıkırtısıyla anne-ço­cuk denkleminin öbür tarafına geçiverecekmişsiniz ve zaten sizin olan, sizden bir parça olan çocuğunuzu büyütüverecekmişsiniz gibi geliyor size.

Ancak anne olduktan sonra fark ettim ki bu kimlik gerçekten bir kadın, ben de feminist bir kadın olarak o güne kadar baÅŸ etmek zorunda kaldığım her ÅŸeyden çok daha zor. Temelde dört duvar ara­sında geçen ve hiç bitmeyen, ne gecesi ne gündüzü olan, tam zamanlı bir iÅŸi hiç söylenmeden ve hatta bu durumdan çok hoÅŸnutmuÅŸsunuz gibi yapmanız gereki­yor… Üstelik bu yalnızca sizinle çocuÄŸu­nuz arasında bir iliÅŸki olarak da kalmıyor, sizinle bütün toplum arasındaki bir iliş­kiye adım atıyorsunuz. Hamile olan ya da yeni çocuÄŸu olmuÅŸ olan pek çok kiÅŸinin ÅŸikâyet ettiÄŸini duymuÅŸsunuzdur, ya da bizzat kendiniz bundan ÅŸikâyet etmiÅŸsi­nizdir. Hamile kaldığınız andan itibaren sanki o beden size ait deÄŸil, sokaktan ge­çen tanımadığınız yaÅŸlı teyze karnınıza dokunuyor, bir diÄŸeri size nasıl yürüme­niz gerektiÄŸine dair öğütler veriyor, ne yiyip ne içtiÄŸiniz toplumsal bir mesele haline geliyor. ÖrneÄŸin hamileyken siga­ra içiyorsanız daha bebek doÄŸmadan kö­tü bir anne olacağınıza bütün bir toplum karar veriyor.

Bebek doğduktan sonra siz ve toplum ara­sındaki ilişki değişmiyor. Bebeğinizi ezka­za soğuk havada dışarı çıkaracak olursanız sokaktan geçen herkes size çocuğu üşüt­memeniz gerektiğini hatırlatıyor. Çocuk büyüdükçe ağzındaki emzik bütün bir toplumun sorunu olmaya başlıyor. Çocu­ğunuz tıpkı her çocuk gibi hastalanırsa, anneniz iyi giydirmiyorsun bu çocuğu di­yor.

ÇocuÄŸunuz saÄŸa sola vurmaya baÅŸlar­sa iyi terbiye verememiÅŸ oluyorsunuz. Siz­den ayrılmakta güçlük çekerse pedagoglar imdadınıza yetiÅŸiyor ve sizin ‘güvenli bağ­lanma’ gerçekleÅŸtiremediÄŸinizi söylüyor.

Çalışırsanız çocuğunuzu bıraktığınız için suçluluk diyorsunuz, çalışmazsanız kendi halinize üzülüp duruyorsunuz. Sanki her­kes ama herkes bu büyük görevde sizi takip ediyor. Tıp, psikoloji, anne-çocuk dergi­leri, televizyon programları, çocuk büyüt­me kitapları, anneanneler, babaanneler, babalar, arkadaşlar ve sokaktaki yabancılar. Ve siz bir anne olarak hep yapamadığınız ya da bir şeyleri eksik yaptığınız duygusu ile boğuşup duruyorsunuz. (3)

Suçluluk duygusu ötekilerin bakışları altında anneliğin vazgeçilmezi haline geli­yor ve hayatınız boyunca bir daha yakanızı bırakmıyor.

Annelik zorlukları
Annelik yapmaya eşlik eden suçluluk duy­gusuna anneliğin getirdiği kısıtlamalar ek­leniyor öte yandan. Çocuğunuzu emziriyorsamz, emzirdiğiniz süre boyunca -ki bu süreyi doktorlar hayatın ilk iki yılma kadar uzattılar doksanlı yıllarda- uykusuz kalmayı göze alıyorsunuz. Bebeğiniz doğ­duktan sonra kariyerinize ara vermek zo­runda kalıyorsunuz.

Kariyerinize ara ve­rirken sosyal hayatınıza da ara veriyorsu­nuz. KuÅŸkusuz kimi kadınlar kariyerlerine sonrasında baÅŸarılı’ sayılabilecek dönüşler yapabiliyorlar ama bu dönüşü yapabilme­nin yolu da baÅŸkalarının emeÄŸini kirala­maktan (eÄŸer aile bunu ödeyebilecek ka­dar yüksek finansal gelire sahipse) ya da büyük anne emeÄŸini bir kez daha sömür­mekten geçiyor. Dolayısıyla kimi kadınla­rın kariyer sahibi olması, kimilerinin ha­yat boyu bakım görevine sıkışıp kalmasına neden oluyor. YetmiÅŸli yıllarda çocuk­larını okula gönderip rahatlayan ve yavaÅŸ yavaÅŸ kendi ayakları üstünde durmaya baş­layan anneniz yeniden dört duvar arasına geri gönderiliyor. Ya da kendi üç yaşında­ki çocuÄŸunu Özbekistan’da bırakıp gelmiÅŸ bir kadın sizin kariyeriniz uÄŸruna kendi hayatından, kariyerinden ve geleceÄŸinden oluyor. (4)

Yani aslında altmışlı yularda ortaya çıkan İkinci Dalga kadın hareketinin anneliÄŸi özgürlük ve kendini gerçekleÅŸtirmenin önünde bir engel olarak görmesi hiç de boÅŸuna deÄŸil. ÖrneÄŸin Shulamith Fires­tone “eÄŸer kadınlar annelik konusundaki sosyal ve psikolojik baskıya direnirlerse er­keklerin sahip olduÄŸu kimi özgürlük ve kazanımlara sahip olabilirler” diyordu.(5)

Yetmişli yıllardaki kadın hareketinin ve ondan etkilenen sonraki dönemlerin kadın hareketlerinin içine de annelik, öz­de baskıcı bir kurum olarak olmasa da, hep kadınların bir şeyleri yapmasının (siyasete ya da çalışma hayatına katılımının) önündeki bir engel olarak giriyordu. San­ki kadınların gerçekten istediği çalışmak ya da siyaset yapmakmış gibi. Oysa kadınlar bütün zorluklarına ve bedellerine rağmen anne olmayı istemeye ve annelik adına vazgeçmeye -siyasetten ve çalışmaktan-devam ettiler. Ve hatta doksanlı ve iki bin­li yıllarda annelik ve kadınlar üzerine yaz­maya başlayanlar sıklıkla kadınların anne­liği diğer her şeyin üstünde tuttuğunu ve bu bedellere rağmen anne olmayı seçtiği­ni gösterdiler. Bu sürece eşlik eden femi­nist yazında anneliğin zenginleştirici bir deneyim olarak da yaşanabileceğini vur­guladı.(6)

Çünkü aslında bir ilişki olarak annelik bütün zorluklarına rağmen bir kadının yaşayabileceği en bütünleştirici ve zen­ginleştirici deneyimlerden biri (olabi­lir). Galiba bu ikilemi bugüne kadar en güzel dile getirenlerden biri de Adrienne Rich.(7)

Adrienne Rich ve annelik üzerine
Adrienne Rich 1976 yılında yayınlanan ve yayınladığı günden bugüne İngilizce oku­yan dünyada baskısı hiç tükenmeyen Of Woman Born adlı kitabında kendi anne­lik deneyimlerini, annelik tarihini ve fe­minist teoriyi biraraya getirir.(8)

Bu kitap üzerine sonradan çokça ÅŸey yazı­lacak, dönemin feminist yazınına yönelik örneÄŸin özcülük gibi eleÅŸtirilerle sıkça karşılaÅŸacaktır. Ama her ÅŸeye raÄŸmen Ad­rienne Rich, anneliÄŸi hapsedici bir dene­yim olarak kurgulayan dönemin feminist yazını içinde bir anne ve bir feminist ola­rak annelik etmenin önemli ve zenginleş­tirici bir deneyim kaynağı da olabileceÄŸini en güçlü dile getirenlerden biri olur. Rich’e bu kitabı yazdıran, bir ÅŸair olarak arka arkaya üç çocuk doÄŸurması ve yaÅŸadığı annelik deneyimine dışardan bakmak istemesidir. Kendi annelik deneyimi de il­gili olarak şöyle yazar:

1950′lerin ilk yıllarında evlendim ve bir çocuÄŸum oldu. EÄŸer arada şüpheler ol­duysa, ya da depresyon veya aktif mutsuz­luk, bunlar sadece benim müteÅŸekkir ol­mamam, belki de bir canavar olmam an­lamına geliyordu.

Üçüncü çocuğum doğ­duğunda, bana ne olduğunu anlamak için kendimi ya başarısız bir kadın ya başarısız bir şair ya da bunların ikisinin bir sentezi olarak görmeye başlamam gerektiğini dü­şünmeye başlamıştım. Beni en çok korkutan şey ise geriye çekilme duygusu idi, ka­der denilen o akıntıda sürüklenip gitmek­ti. Öyle ki kim olduğumla olan ilişkimi kaybediyordum, bir zamanlar bir şehrin etrafında yürürken ya da bir öğrenci oda­sında yazarken neredeyse ekstazik düzeyde bir enerji ve istek duymuş olan o kızla bağımı. 9

Adrienne Rich kendi yaşadığı deneyime bir anlam verirken anneliğin iki farklı an­lam ve görünümünü birbirinden ayırır. Bunlardan ilki bir kurum olarak annelik­tir ve çocuk bakımım temel olarak anne­nin görevi haline getirerek kadınları siste­matik bir eşitsizliğin içine hapseder, ikin­cisi de bir deneyim olarak anneliktir ve bu deneyim bir kurumdan daha çok bir an­nenin çocuklarıyla olan potansiyel ilişkisi­ne işaret eder. Annelik özsel olarak baskıcı değildir, ama annelik deneyiminin özgürleştirici yanının annelik kurumunun hapsedici yanı tarafından sınırlandırılma­sı anneliği baskıcı ve eşitsizlik üreten bir deneyim haline getirir.

Rich’e göre bir kurum olarak anneliÄŸin iki temel özelliÄŸi, anneliÄŸi kadınlar için baskıcı bir pratik haline getirir. Bunlar­dan ilki anneliÄŸin kadınlara içkin olduÄŸu ve her kadının doÄŸal olarak anne olarak doÄŸduÄŸu iddiasıdır. Bu iddia aynı zaman­da çocuk büyütmeyi biyolojik annenin en temel sorumluluÄŸu olarak görür ve anne­lerin çocuklarına karşı duyabilecekleri tek duygunun sevgi olduÄŸunu varsayar. Bu ilk özellik -yani doÄŸal ve yoÄŸun annelik hali-kadının kendi benliÄŸinin yok olması an­lamına gelir.

Bir kurum olarak anneliÄŸin baskıcı yanı­nın devamını saÄŸlayan ikinci özellik ise annelik iÅŸinin tamamen annelere devre­dilmesi, ama bu devir esnasında annelere annelik yaptıkları koÅŸulların ne olduÄŸuna dair hiçbir sorumluluk verilmemesidir. Adrienne Rich buna iktidarsız sorumlu-luk adını verir. Annelere nasıl annelik ya­pacaklarını uzmanlar, yakınlar, komÅŸular anlatır. Anneler kural koymaz, konulmuÅŸ kuralları uygular. Çocuk yetiÅŸtirme kitap­ları, doktorun tavsiyeleri, babaların ku­ralları arasında anneler çocuklarını ege­men kültürün beklentilerine göre yetiÅŸti­rirler. Bu ötekilerin bakışları altında an­neler “otoriteyi diÄŸerlerine terk ederler ve kendi deÄŸerlerine olan inançlarını kaybe­derler.”

Bu iktidarsız sorumluluk kadınların kendi annelik deneyimlerini belirleme otorite­sinden yoksun bırakır. Rich kendini bir anne olarak özgür hissettiği yegâne za­manlardan birini kitapta şöyle tasvir eder:

Bir yaz hatırlıyorum, Vermont’ta bir ar­kadaşımın evinde yaÅŸadığımı. Kocam birkaç haftalığına yurtdışında çalışıyordu ve üç oÄŸlum -dokuz, yedi ve beÅŸ yaÅŸla­rında- ve ben bütün o zamanı baÅŸ baÅŸa geçirdik. Evde yetiÅŸkin bir erkek olma­dan, öğlen uykuları, yemekler ve erken gece uykuları için belirlenmiÅŸ saatler ol­madan… Birlikte tadı ve günahkâr bir ritmin içine düştük. Gece olduÄŸunda hepsi söylenmeden uykuya dalıyorlardı ve ben tıpkı öğrencilik günlerimdeki gibi okuyup yazarak sabahlıyordum. Şöyle düşündüğümü hatırlıyorum: Çocuksuz hayat böyle olmalı okul saatleri, sabit rutinler, öğle uykuları, aynı anda hem anne ve eÅŸ olmaya çalışmadan yaÅŸamak bu olmalı. Bir gece geç saatte sinemadan dö­nerken. .. kendimi çok uyanık, çok iyi hissettiÄŸimi hatırlıyorum, birlikte bütün yatak saati kurallarını, gece kurallarını, ve kendi evimizde yapmazsam ‘kötü bir an­ne’ olacağımı düşündüğüm tüm kuralları yıkmıştık. Çocuklarım ve ben birlikte an­nelik kurumunun kaçakları haline gel­miÅŸtik.

Standart annelik
Rich’in kendini özgür hissettiÄŸi durum aslında uzmanların ve ötekilerin bakışla­rından ve o bakışların yarattığı ‘ideal anne’ baskısından kurtulduÄŸu andır. Çünkü as­lında egemen annelik söylemi kurallar ve standartlarla dolu ulaşılması mümkün ol­mayan bir ideal ortaya koyar ve bu ideal anneleri genellikle yetersiz ve suçlu hisset­tirir. Üstelik ideal annelik söylemine se­çimleri ya da ÅŸartları nedeniyle uymayan ya da uyamayan anneler uygunsuz görülür ve kendilerini ve anneliklerini sürekli bir gözetleme altında bulurlar. Onların an­nelik ediÅŸi herkesin meselesi haline gelir. Dışarıdaki bu gözün baskısı ise anneleri bu ideali takip etmek zorunda bırakır.

Shari L. Thurer’a göre yirminci yüzyılda anneliÄŸin büyüsünü kaybetmesinin nede­ni tam da bu ideal standart annelik mo­dellerinin yükseliÅŸidir. Yirminci yüzyıl ile birlikte annelerin annelik etmekten so­rumlu olduÄŸu iddiası genel kabul görme­ye devam eder ama buna annelerin toplu­mun ve çocukların geliÅŸimi için tek başına bırakılmaması düşüncesi eÅŸlik eder. An­nelik etmek anne ile çocuk arasındaki iliş­kisel bir durum olmaktan çıkarak bir ‘uz­manlık’ alanı haline gelir. Endüstriyel üretim modelleri çocuk geliÅŸimine uygu­lanmaya baÅŸlar. Anneler çocukların alnını öperek ateÅŸlerini ölçmek yerine termo­metre kullanmaya, yeme-içme saatlerini listelerle düzenlemeye, uygun aylarda uy­gun yiyecekleri bebeklerin diyetine sok­maya, tuvalet alışkanlıklarını belirli ÅŸekil­ler ve aylarda kazandırmaya, çocukların yalnız uyumasını teÅŸvik etmek için öneri­len standart yöntemleri uygulamaya ve bü­tün bunların hepsini eksiksiz öğrenmek için çocuk eÄŸitimi konusunda okumaya, eÄŸitim ve seminerlere katılmaya baÅŸlarlar. Hemen bütün anneler vitaminler, prote­inler, bakteriler hususunda kendi çap­larında bir uzmana dönüşürler.

Emzirme belirli teknikleri olan bir aktiviteye, bebeğin gazını çıkarmak ince bir sa­nata, bebeğe temiz hava aldırmak karmaşık bir egzersize dönüşür. Annenin görevi bu bilgilere sahip olmak, çocuğun ihtiyaç­larını çocuk daha leb demeden hissetmek, sevmek, doyurmak ve bütün bunları ya­parken de keyif almaktır.

Burada hemen ÅŸunu vurgulamakta yarar var, çocuk geliÅŸiminin standartları ara­sında yirminci yüzyıl boyunca bir sürek­lilik yoktur. ÖrneÄŸin 1950-1960′lı yıl­larda egemen çocuk büyütme söylemi di­siplin iken bu 1970′ü yıllarda yerini empatiye bırakır. Anneler sıklıkla birinci çocuklarını büyütürken tavsiye edilenler­le üçüncü çocuklarını büyütürken tavsiye edilenlerin ne kadar deÄŸiÅŸtiÄŸini ve neye inanacaklarını bilmediklerini ifade eder­ler. Aynı durum kuÅŸaklar arası bilgi ak­tarımında da söz konusu olur. ÖrneÄŸin bir önceki kuÅŸaktaki anneler mamanın anne sütünden daha iyi bir beslenme aracı olduÄŸuna dair uzman tavsiyeleriyle çocuklarını büyütmüşken, bir sonraki kuÅŸakta bu tavsiye yerini baÅŸka bir güçlü tavsiyeye bırakır. Uzmanlar bu sefer an­nelere emzirmenin hayati önemde oldu­ğuna, hiçbir mama tarafından ikame edilemeyeceÄŸine, çocukların bağışıklık sistemine ve anne ile olan iliÅŸkilerine vaz­geçilemez bir katkı yaptığını söylerler. Dolayısıyla yeni anne olmuÅŸ kızını elinde süt pompası sürekli süt saÄŸarken ya da sü­tünü artırmaya çalışırken gören anne için bu durum anlaşılmaz hale gelecektir. Annesinin emzirme ile çabasını anlama­yan yeni anne olmuÅŸ kız için ise annenin çocuk yetiÅŸtirme bilgisi bir ‘spekülasyondan’ ibaret olur.

Sonuçta bu modeller annelere kendi an­nelerinin desteÄŸinden bile yoksunlaÅŸtırılmış iktidarsız bir sorumluk verir ve anne­nin kendine olan güvenini sarsar. Çocuk­la olan iliÅŸki artık anne ile çocuk arasında özel, karşılıklı belirlenen, her biri kendi­ne özgü dinamiklere sahip olan bir form­dan çıkarak her anne ve her çocuÄŸun ben­zer süreçlerden geçtiÄŸi bir standartlığa ka­vuÅŸur. DiÄŸer bir deyiÅŸle her biri son derece basit olan temel günlük aktiviteler kar­maşık bir standardizasyona tabii tutulur. Aslında bu tam da Rich’in sözünü ettiÄŸi anlamda annelik kurumunun annelik et­me deneyiminin önünü kesmesidir. Çünkü iktidarsız bir sorumluluÄŸa sahip olan bu anneler kural koymazlar, konul­muÅŸ kuralları uygulayıcısı haline gelirler.

Yeni annecilik: İki binli yıllarda annelik ve Rich’in mirası
Rich’in bahsettiÄŸi standartlar ve uzman tavsiyeleriyle ÅŸekillenen annelik kurumu bugün her zamankinden daha canlı. İn­ternet her tür uzman bilgisine annelerin kolay ulaşımını mümkün kddı. ÇocuÄŸu­nuza tuvalet eÄŸitimi vermek istiyorsanız, bütün bilgiler bir tıkla önünüzde. Tele­vizyonlarda onlarca anne-çocuk prog­ramında nasıl annelik edeceÄŸimizi an­latıyor uzmanlar. Anne-çocuk dergileri anne-çocuk iliÅŸkisinin her saniyesine dair bilgilerle dolu. Üstelik bu bilgiler bir ön­ceki on yıla kıyasla küresel olarak daha standartlaÅŸmış durumda. ÖrneÄŸin Nijer­ya’dan Amerika’ya bütün anneler çocuk­larını Arlene Eisenberg’in “BebeÄŸinizi Beklerken Sizi Neler Bekler” kitabıyla bü­yütüyor. Sonra kitap devam ediyor “Ço­cuÄŸunuzun ilk Yılında Sizi Neler Bekler”. Serinin ilk kitabı 1980′de basıldıktan son­ra sadece on yılda ve sadece Amerika’da 9 milyon kopya satmış. Bugün hangi orta sınıf yeni annenin evine giderseniz kitap sehpanın üstünde.

Yeterince iyi anne olmak için her zaman­kinden çok şey yapmak gerekiyor. Bir an­ne olarak çocuğunuzla yalnız kaliteli ama çok da zaman geçirmeniz, onun her şeyi ile birebir ilgilenmeniz bekleniyor sizden. Ama aynı zamanda işinizde de başarılı ol­malı ve kariyerinizin ucunu bırakmamalı­sınız. Hayır, bu da yetmiyor sizden sanki hiç anne olmamış gibi görünmeniz, ha­mileyken aldığınız kiloları hemencecik vermeniz bekleniyor. Hayır, bu da yetmi­yor kadınların kocaları ile olan ilişkilerine zaman ayırmaları, sıklıkla baş başa zaman geçirmeleri gerekiyor. Bütün bunların arasında kalan kadınlar elbette bunların tamamını yapamıyor ama yapamama du­rumuna eşlik eden duygu ise her daim suçluluk.

Örneğin neden ben şu an saat yediye ge­lirken evde olup üç yaşındaki kızımı ya­tağına yatırmam gerekirken oturmuş bu yazıyı yazıyorum. Acaba iyi bir anne mi­yim? Ya da bu yazıyı boş verip, eve kızıma gitsem ve son gün olan yarına yetiştirmesem acaba iş hayatımda başarısız olmuş olur muyum? Hangisini seçmeliyim? Se­çimimi yapmış bu yazıyı yazarken bile suç­luluk yakamı bırakmıyor, evde babası ile oynayan kızımı on kere arıyorum. Once eve gelmeyeceğim diyorum, sonra arayıp, gelip seni ben uyutacağım diyorum. Suç­luluk ve yorgunluk peşimi bırakmıyor.

Susan Douglas ve Meredith Michaels iki binli yılları karakteriz eden bu yeni standart üstü annelik formuna ‘yeni anneci­lik’ (new momism) diyorlar.

Onlara göre yeni annecilik yeterince iyi annelik {good enough mothering) anne­lik için 15 gereken minimum teknik standartları ve zamanı ulaşılamayacak boyut­larda artırmış durumda. Yeni annecilik kuşağında fena olmayan bir anne sayılabilmek için bile, bir kadın bütün fiziksel, duygusal ve entelektüel varlığını haftanın yedi günü ve günün yirmi dört saatini ço­cuklarına adamalı ve onun her anından zevk almalı.

Douglas ve Micheals’a göre yeni annecilik hem dışarıda çalışan kadınlara hem de ev­de çalışan kadınlara benzer bir baskı uygu­luyor. Medya ve uzmanlar tarafından sü­rekli pompalanan bir suçluluk ile yaÅŸayan çalışan anneler ‘süper anne’ olabilecekle­rini her an ispatlamak zorunda kalıyorlar. Çalışıyorsanız eve gelir gelmez, üstünüzü deÄŸiÅŸtirmeden oyun oynamaya baÅŸlamalı­sınız. Mümkün olan her boÅŸ vaktinizi çocuÄŸunuzla önceden planlanmış aktiviteler yaparak geçirmelisiniz.

Çalışmıyorsanız durum daha da kötü, ço­cuğunuzla herhangi bir zaman değil kali­teli zaman geçirmeli, evinizi bir tür ana­okuluna çevirmelisiniz. Anne banyodan sonra bebeğine masaj yaparken, bir yan­dan da ona en öğretici kitapları seçiyor, organik pazardan alışveriş yapıyor.

Yeni anneciliÄŸin bir baÅŸka önemli bileÅŸeniyse abartılmış bir güvenlik paranoyası. Bu paranoyada anneler çocuklarını saÄŸlığı ve güvenliÄŸinden birinci derece sorumlu hale gelirken güvenlikli ve saÄŸlıklı olmanın tanımı da geniÅŸliyor. Tehlike her yerden gelebilir, cam dolaplardan, merdivenler­den, çekmecelerden, sokakta oynamak­tan, bakıcılardan, ev tozlarından, iyi yı­kanmayan çarÅŸaflardan, fazla çikolata ye­mekten. Buna engel olmak için ise anne­lerin birer diplomasız doktor ve sertifi­kasız güvenlik uzmanı olması bekleniyor. Yeni annecilik miti anne-çocuk dergileri, ebeveynlik kitaplarının yanı sıra kocasını el üstünde tutan ve onunla çok sık vakit geçiren, mutfaktan çıkmadan çocuÄŸuna yemek yapan, onunla evde olduÄŸu her an kaliteli’ zaman geçiren, son derece zayıf bir bedenle anneliÄŸin izlerini hiç taşıma­yan ve bütün bunların yanı sıra televizyon programları ile kariyerine baÅŸarılı bir ÅŸe­kilde devam eden her ÅŸeyi baÅŸarmış muh­teÅŸem anne Ebru Åžallı gibi doÄŸaüstü figür­lerle destekleniyor. Anneler ona bakıp bu yeni anneliÄŸin yapılabileceÄŸini zannedi­yorlar, kamusal alanda gördüğümüz bu resimde nelerin dışarıda tutulduÄŸunu hiç bilmeden, ya da bu resim için satın alınan baÅŸka kadınların emeklerinin deÄŸerine dair hiç konuÅŸmadan, sanki bu yokmuÅŸ gibi davranarak.

Bütün bunların sonucu günümüzde an­nelerin tarihte eşi benzerine rastlanmayan bir suçluluk ve endişe taşıması. Bu suçlu­luğun en önemli yansımalarından biriyse hiç kuşkusuz tüketim alanında.

Orta-üst sınıf anneler ebeveynlik endişelerini ve zaten hiç ulaşamayacakları bu ideale ulaşa­madıkları için yaşadıkları endişeyi tüketim yoluyla hafifletmeye çalışıyorlar. Çalışan annelerin bütün gün çocuklarından uzak kaldıktan sonra haftanın iki-üç günü eve elleri kolları dolu olarak gelmeleri hiç de az rastlanan bir durum değil artık. Pek çok arkadaşım çalışmaya dair suçluluklarını ancak böyle dindirebildiklerini söylüyor­du. Üstelik aynı standardizasyon rekabetçi bir tüketim hissini de körüklüyor. Örne­ğin bebekliğin suya alışmada kritik bir dö­nem olduğunu, sonrasında çocukların suya karşı bir korku geliştirebileceklerini duyduktan sonra, yüzme derslerine yazılmamak için oldukça dirayetli olmak gere­kiyor. Ya da bebeklik döneminin müzik kulağının gelişiminde önemini okuduk­tan sonra müzik derslerine katılmamak için. Bir çocuğun ilerde hem piyanist, hem yüzücü, hem balerin olamayacağı düşünüldüğünde bu ürünlerin ve dersle­rin temel işlevi çocuktan ziyade aslında anne ve babaların birer anne ve baba ola­rak kendilerine güvenini arttırmak.

Bitirirken
Kendi çocuklarını 1950 ve erken 1960′larda yetiÅŸtirmiÅŸ olan Adrienne Rich kendini her daim içinde bulduÄŸu suçluluk duygusunu şöyle ifade eder: “Annelik ku­rumunun görünmeyen ÅŸiddeti…suçluluk, insan hayatına dair iktidarsız bir sorumlu­luk, yargılamalar ve kınamalar, kendi gü­cünden ve yapabileceklerinden korkma, suçluluk, suçluluk… ”

Rich annelerin bu ruh halinden kurtulması için bir kurum olarak anneliÄŸin yarattığı baskıya karşı, bir deneyim olarak anneliÄŸi önerir. Ama önemli olan elbette bir deneyim olarak anneliÄŸi, kurum olan anneliÄŸin salta­natından kurtarmaktır. Annelik deneyimi annelik kurumundan bağımsızlaÅŸtığı ya da Rich’in deyimiyle kadınlar “annelik kuru­munun kaçakları” olduÄŸu oranda annelik sosyal deÄŸiÅŸimin özgürleÅŸtirici alanların­dan biri haline gelebilir. (18)

Bir deneyim olarak anneliği öne çıkarmak annelere annelik kurumunun vermediği aktörlük (agency), güç, otantiktik ve oto­nomiyi vermektir. (19)

DireniÅŸ bireysel düzeyde annenin nasıl annelik yapacağına dair farklı kararlar alabilmesiyle ve var olan standartlara direnebilmesiyle olur. Bu ise ancak birbi­rine benzeyen kadınların bir araya gel­mesi ve birbirlerini standart modellerin dışında kalarak desteklemeleriyle müm­kündür. Daha toplumsal bir düzeyde deÄŸiÅŸimse ancak çocuk bakımının sosyal ve toplumsal olarak desteklenmesiyle müm­kün olur. (20) (EBP/EZÖ)’


Ayça Oğuş

Doğum Fotoğrafları | Yeni doğan Fotoğrafları | Yeni doğan Fotoğrafları Facebook | Oyun grupları | Kampa Gidelim mi Baba | Doğa sporları | 40 Haramiler | Fotokritik || Anne olmayı dilemiş, dileğine kavuşmuş ve bu yolda yaşadıklarını, oğluna rehberlik ettiği bu hayattaki tecrübelerini paylaşan, paylaşılan tecrübelerden fikir alan, paylaştıkça çoğalan bir annedir. Hepsi bu..

Related Posts with Thumbnails

Post to Twitter Post to Facebook Post to FriendFeed Post to Google Buzz

Kategori:: DUYURU

Ayça Oğuş hakkında

Doğum Fotoğrafları | Yeni doğan Fotoğrafları | Yeni doğan Fotoğrafları Facebook | Oyun grupları | Kampa Gidelim mi Baba | Doğa sporları | 40 Haramiler | Fotokritik || Anne olmayı dilemiş, dileğine kavuşmuş ve bu yolda yaşadıklarını, oğluna rehberlik ettiği bu hayattaki tecrübelerini paylaşan, paylaşılan tecrübelerden fikir alan, paylaştıkça çoğalan bir annedir. Hepsi bu..

icon_smile.gif icon_biggrin.gif icon_sad.gif icon_surprised.gif icon_eek.gif icon_confused.gif icon_cool.gif icon_lol.gif icon_mad.gif icon_razz.gif icon_redface.gif icon_cry.gif icon_evil.gif icon_twisted.gif icon_rolleyes.gif icon_wink.gif icon_exclaim.gif icon_question.gif icon_idea.gif icon_arrow.gif icon_neutral.gif icon_mrgreen.gif 

KATEGORİ: DUYURU (54 || 84 yazı)
328150_10150442324150031_781175030_11126303_2130707923_o


Son günlerde şu Derya Baykal'ın destek verdiği kutu süt kampanyasına kelimenin tam anlamıyla "GICIK" oluyorum. Derya Baykal gibi toplumun çoğunun gönlünü almış,anne kimlikli bir kadının yanına neydüğü belirsiz ama uzman olduğu belirtilen ama vefekat ne uzmanı olduğu belli olmayan bir adamla ayakkabılarını çıkartmadan kapıdan süt alan şaşkın bir annenin evine ...

Önceki yazıyı okuyun:
Edison ve Montessori

Bir süredir bloglarımızda mail listelerimizde minik tatlı Edison'un videosunu yayınlıyoruz. Bir süredir aklımda olan bir projeyi hayata geçirmek için fırsat ...

Kapat