<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>babalar ve beslenme &#8211; Pinik-Kuş | Ayça Oğuş Blog</title>
	<atom:link href="https://www.pi.web.tr/tag/babalar-ve-beslenme/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.pi.web.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 26 Dec 2011 15:50:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Blogcu Baba:: Beslenme hakkında</title>
		<link>https://www.pi.web.tr/beslenme-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.pi.web.tr/beslenme-hakkinda/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alpay Oğuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2009 11:40:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA['Blogcu Baba']]></category>
		<category><![CDATA[babalar ve beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.pi.web.tr/?p=4651</guid>

					<description><![CDATA[Beslenme, bilim, yaşam konularında bazı ayrıntıları gözden kaçırıyoruz bence. Batı biliminin en büyük sorunu, sorunları global olarak algılayıp global çözmeyi düşünme eğilimidir. Tüm insanları ilgilendirdiğini düşünüp, tüm insanlar için çözümler üretme eğilimidir. Bu açıkça yanlıştır. Her birey kendi özel mekanizması ile çalışarak ilerler. Her bireyin problemleri kendi içinde olduğu gibi doğal denge ve kuantum gereği, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme, bilim, yaşam konularında bazı ayrıntıları gözden kaçırıyoruz bence. Batı biliminin en büyük sorunu, sorunları global olarak algılayıp global çözmeyi düşünme eğilimidir. Tüm insanları ilgilendirdiğini düşünüp, tüm insanlar için çözümler üretme eğilimidir. Bu açıkça yanlıştır.</p>
<p>Her birey kendi özel mekanizması ile çalışarak ilerler. Her bireyin problemleri kendi içinde olduğu gibi doğal denge ve kuantum gereği, çözümlerini de kendi içinde barındırmaktadır. Plasebo etkisi denen konu, akupunktur bunun en ayrıntılı incelendiği bilimsel dallardır.</p>
<p>Bilim, akıl yöntemi olarak tez, antitez, sentez yöntemini kullanmak zorundadır. Gerek para gerek kariyer sebepleri ile bu yöntemi atlayan, bilerek gizleyen bilim adamları ve bilim kuruluşları muhakkak vardır.(VAR :))</p>
<p>Bize son kullanıcı olarak ilgimiz ve bilgimiz doğrultusunda sentez bilgileri ulaşır. Adından da anlaşılacağı gibi aynı tez, antitez bileşkesinden farklı bir senteze ulaşmakta mümkündür.</p>
<p>Bilim çevrelerinin bu sene savunduğu şeyleri bir sonraki sene terk etmesi bu sebeplerden kaynaklanmaktadır. Sentezi tamamen doğru olarak algılayıp hayata geçirmek bu sebeplerle kimi insanlar için olumlu sonuç verirken diğerleri için etkisiz, kimileri içinde çok kötü etkilerle sonuçlanacaktır.</p>
<p>Örnek vererek konuyu daha anlaşılır kılmaya çalışalım. Doğa dengedir. Her problem içinde çözümünü de içerir.</p>
<p><span id="more-4651"></span> Diyelim ki suyunda böbrekleri kötü etkileyen bir etken madde olan bir köy var.</p>
<p>Bu köy çevresi doğal denge gereği muhakkak bu etken maddenin sebep olduğu bir etki ile gelişecektir. Yani etken madde bu madde işine yarayan bir çiçek tarafından emilerek besin olarak kullanılacaktır.</p>
<p>Bu bitki florada avantajlı hale gelecektir. Çünkü su aracılığı ile sevdiği bir etken madde sürekli gelmektedir.</p>
<p>a1-Bu insanlar tarafından yenemeyecek bir bitki ise bölgesel olarak açlık sorunu yaşanacak, bölge insanların yaşayamadığı bir hal alacaktır. Eğer bu olay çok eski zamanlarda gerçekleşiyorsa insanlar orayı terk edecektir. Böylelikle böbrek hastalıklarından kurtulacaktır.</p>
<p>Ama günümüzde yaşanıyorsa araçlarla oraya yiyecek taşınacağından insan yaşamaya devam edecek ve böbrek hastalıkları yaşanacaktır. Batı bilimi böbrek nakli yapmaya uğraşacaktır. Suyun etkisini keşfetmek çok uzun ve masraflı bir süreçtir.</p>
<p>a2-Eski zamanlardayız gene. Diyelim ki bu bitki insanlar tarafından yenebilecek bir bitkidir. Bu durumda bu suyu içen insanlar zehirlenecek ama ucuz ve çok olan bu bitkiyi yiyerek bitki içindeki etken madde ile bunu absorbe edecektir. Bu bitki olmadan bu su, bu su olmadan bu bitki zehirleyici etki yapacaktır. Bu sebeple bu bitki güzel diyerek yapılan paketleme ve ihraçlar sonucunda bu bitkiyi tüketen başka bölge insanları zehirlenecektir.</p>
<p>Çözüm nedir peki. Nasıl davranacak, konuları nasıl değerlendireceğiz.</p>
<p>Bunun için iki yöntem bulunmaktadır: akılcı yöntem ve duyusal algı yöntemi.</p>
<p>b1-Bilimsel sonuçlar, sentez kısmı yerine, tüm kısımları (Tez, antitez) ile önemli olmalıdır. İlgisiz gibi gördüğünüz birçok araştırmada kafanızda olan başka bir problemin çözümünü bulabilirsiniz. Tez ve antitez verilerinin de sizin bölgesel verilerinize uygun ayrıntılar gizli olabilir. Bu inceleme ve bilgilenme verileri sonucunda akıl ile tartarak sonuca ulaşabiliriz.</p>
<p>Burada önemli bir ayrıntı, bilgilenmeyi devam ettirerek değişen şartlar ile kararları da değiştirebilme esnekliğini korumak gereklidir.</p>
<p>b2-İkinci yöntem ise bana göre en az diğeri kadar ilginç bir konu ama anlatması çok zor. Deneyeceğim.</p>
<p>Diğer yöntemde olduğu gibi bu yöntemde de bilgi kirliliği yaratan bir para, kariyer etkisinden söz etmek gereklidir. Bunları gene dışarıda bırakalım. Başka bir post konusu çünkü.21. yüzyılda bu teknoloji çağındayız. Ama organik parçacıklarla donanmış vücudumuz teknolojisinin yakınında bile değiliz. Gözlerinizi kapatın yakında biri sizin herhangi bir yerinize dokunsun. Birçok veri anında aklınız düşer. Dokunma yeri, şiddeti, tehlikesi, kim olabileceği, vs.. Gözümüzü düşünün tamamen organizma ile görmek duymak  algılamak vs..  21. yüzyıl teknolojimiz söylendiği gibi hiçte ilerde değil. Söylemde yüksek teknolojimiz bu türde veri transferlerinin yakınında bile değil.</p>
<p>Çok yakın bir zamanda keşfedildi ki tırnaklarımız üzerine usb diskler gibi verilen yazılabiliyor. Organ hafızası diye bir konu var. Böbrek aktarılan bir alıcı uyandıktan sonra vericinin sevdiği yemekleri sever hale geliyor.</p>
<p>Şimdi anlatmak istediğim vücudumuz tamamen bize ait özel bir laboratuardır. Orada deneyler yapabiliriz, sonuçları saklayabiliriz. Sonra kullanmak için arşive ve bilgi bankasına sahibiz. Verileri derleyebilir, istediğimiz zaman ulaşabiliriz. Yemeğin tadına bakar sever ya da sevmeyiz. Bu bir deneydir. Sonuca ulaşır. İçine bir şey katar ve yenecek hale getiririz ya da yemeyiz. Yani aslında yaşamak için tüm gerek duyduğumuz duyulara sahibiz. Şimdi beslenme konularını içerisine alacak bir bakış atalım.</p>
<p>Biz beslenme alışkanlık ve değerlendirmelerimizi akılla mı yoksa duyularımızla mı yapmalıyız?</p>
<p>Gene bir köy düşünelim. Yüzyıllardır var olan bir köy. Daha maden ocakları ve yeraltını sömüren su kuyuları yok. Bu köyde hangi mantar yenir hangisi yenmez, nerden su içilir, nerde ne zaman balık olur vs.. tüm veriler toplumsal hafızada yerini almış. Bu köyde artık yeni bir şey olmaz. Araba kullanmak gibi, veri kullanımı otomatize olmuştur. Bu köyde söylediğim türde etkiler olmadığı sürece yeni bir deneyim yaşanması zor gibidir. Bu köyde yaşamak için artık çok akla gerek yoktur. Ama duyular önemlidir. O günkü vücut dengenize göre bazı besinleri tüketir bazılarını tüketmezsiniz.</p>
<p>Bir gün köye gene bir paragöz, suni gübre getirir. Amacı belli. Bunun sonucunda oluşacak çileği o köylü yer ama duyuları açık olduğundan bunu beğenmez ve tüketmez. Ben birçok gezimde gerek bölgesel şartlardan gerekse bu tür sebeplerden biz şehirlilerin kullandığı birçok besini köylülerin beğenmediğini gözlemlemişimdir ya da tam tersi orda yediğiniz armudun tadını hatırlayın yeter.</p>
<p><strong>Biz vücut laboratuarımızın duyularını kaybettikçe beslenmede aklı kullanma eğilimimiz artıyor. </strong></p>
<p>Bu artış daha çok bilgi ihtiyacı doğruyor. Ama modern bilimde bu kadar veri yok. Mesela sütün bağırsaklarda besin olarak algılanmadığı verisi var. Ama buna para ayırıp araştıran yok ya da araştırıp bulan var ama biz bu bilgiye ulaşamıyoruz. Başka veriler de geliyor. Derya Baykal ve yanındaki bilim insancığı gibi. Bu aşırı bilgi yüklenmesi ve içlerinde yalan bilgi yüklemesi olan durum bizim beyinlerimiz tarafından iyi değerlendirilemiyor.</p>
<p>Buna yetkin olan insanlar tercihlerini ona göre yapıyor ama ya diğerleri. Hangisi yalan hangisi doğru.</p>
<p>Burada zorunlu olarak bir seçim bekliyor bizi.</p>
<p>-bilmeyeceğiz</p>
<p>-bilmek için çok çaba sarf edeceğiz.</p>
<p>-doğal duyularımızı uyandırıp, vücut laboratuarımızı kullanmaya başlayacağız.</p>
<p>Tabii hepsinin içinde akıl ve bilgi kullanacağız. En azında bilinen kimyasal etkilerden uzak duracağız. Benim kendi adıma seçimim 3.sü. Ben akıl baskısından uzak bir kalp gözüne inanıyorum.</p>
<p><strong>O bize her şeyi açıkça söylüyor. Anlamamak için direnen bir akla sahip değilsek  eğer.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.pi.web.tr/beslenme-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
