<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hülya Sonugür &#8211; Pinik-Kuş | Ayça Oğuş Blog</title>
	<atom:link href="https://www.pi.web.tr/tag/hulya-sonugur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.pi.web.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 31 Jul 2024 11:01:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Su çiçeği bitti</title>
		<link>https://www.pi.web.tr/su-cicegi-bitti/</link>
					<comments>https://www.pi.web.tr/su-cicegi-bitti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Oğuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Feb 2011 08:14:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA['E' hali]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Erin-Log-lar]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda su çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[çocuktan sonra evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[BKM]]></category>
		<category><![CDATA[gülsemin güloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Sonugür]]></category>
		<category><![CDATA[Pinokyo Müzikali]]></category>
		<category><![CDATA[su çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[su çiçeği aşısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.pi.web.tr/?p=7515</guid>

					<description><![CDATA[Çok şükür.. minik benekler dışında eser kalmadı. İlk çocuk hastalığını atlattık. Bu sabah Erin yuvaya geri döndü. Su çiçeğini nereden aldığını bilmiyoruz, yuvada Erinden başka kimsede çıkmadı, etrafımızda da yok ?? Olması gerekiyordu oldu.. hayırlı hastalık denirmiş..hayırlısıyla atlattık 🙂 Atlatırken neler oldu? Erin&#8217;in bir doz su çiçeği aşısı olduğu için öncelikle hafif atlattı. İkinci doz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-7516" style="margin-left: 10px; margin-right: 10px;" title="IMG_1194" src="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/IMG_1194.jpg" alt="" width="330" height="330" srcset="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/IMG_1194.jpg 412w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/IMG_1194-300x300.jpg 300w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/IMG_1194-100x100.jpg 100w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/IMG_1194-150x150.jpg 150w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/IMG_1194-92x92.jpg 92w" sizes="(max-width: 330px) 100vw, 330px" />Çok şükür.. minik benekler dışında eser kalmadı. <a href="https://www.pi.web.tr/su-cicegi" target="_blank">İlk çocuk hastalığını atlattık.</a> Bu sabah Erin yuvaya geri döndü.</p>
<p>Su çiçeğini nereden aldığını bilmiyoruz, yuvada Erinden başka kimsede çıkmadı, etrafımızda da yok ?? Olması gerekiyordu oldu.. hayırlı hastalık denirmiş..hayırlısıyla atlattık 🙂 Atlatırken neler oldu?</p>
<p>Erin&#8217;in bir doz su çiçeği aşısı olduğu için öncelikle hafif atlattı. İkinci doz aşıyı olmamıştı.. olmaya da gerek kalmadı..doğal yolla aşılandı.<br />
Ateş yoktu. Ancak döküntüler başlamadan bir hafta kadar önce &#8220;kulağım ağrıyor&#8221; diyordu. Artınca doktora götürdük ama nezleye bağlı ödem olabileceği tanısıyla geri döndük. Şimdi okuduklarıma bakınca aslında sinyallerini o zaman vermeye başlamış olduğunu düşünüyorum. Nerede okuduğumu bulamadım ama havadan bulaşan virüs önce lenf yollarına yerleşirmiş. Tabii kulağı ağrıyor belki de su çiçeği diyemiyor insan .. değil demek aklına gelmiyor bile 🙂 Bu benim teorim tabii olmayabilir de..</p>
<blockquote><p>Suçiçeğinin en sık görülen belirtileri döküntü, ateş, öksürük, baş ağrısı ve iştahsızlıktır. Döküntü başlangıçta kafa derisi ve vücutta başlar ve yüze, kollara ve bacaklara yayılır. Döküntü genellikle 200-500 döküntü arasındadır ve kaşıntılıdır. Hastalık yaklaşık 5-10 gün sürer.</p></blockquote>
<p>Döküntüler başladıktan sonra Erinde 2 gün boyunca kaşıntı hiç olmadı. Kafa derisindeki döküntüler ve vücudundakiler su çiçeği olduğunu söylese de kaşıntı olmaması soru işareti bıraktı kafamda.. derken kaşıntıları başladı! Doktorun verdiği sulu pudrayı kullandık ama bu sefer kıyafetini indirince yapışma oldu ve daha çok sıkıntı verdi. Bir kere antihistaminik şurup verdim onun dışında en iyi gelen şey banyo yapmak oldu. Sürekli kıyafet değiştirmek ve su!</p>
<p>Su çiçeğinin bir tedavisi yok.. başlıyor ve geçiyor..Bu arada ben bulaştırır mıyım diye çok araştırdım malum doğumlara gitmem gerek. Hayır .. sadece geçiren kişi bulaştırıyor. Ben daha önce geçirmiş olduğum için bende bulaştırma söz konusu değildi.. tabii bu bilgi insanların size cüzzamlı gibi bakmasına engel olmuyor. Oysa ki eskiden suçiçeği, kabakulak geçiren çocukların yanına bebekler getirilirdi erken yaşta atlatın diye.. İşin en sıkıcı tarafı bu oldu!</p>
<p>Normalde 1 hafta içinde bitmiş olmasına rağmen bugüne kadar yuvaya göndermedim Erini. Bu sabah gitti: ama anne ben senden yakına gitmek istemiyorum diyerek.. alıştı tabii evde olmaya 🙂</p>
<p>Evde olduğu günler içerisinde yuvadan arkadaşları aradılar 🙂 Bu çok güzeldi.. bizimki dondu kaldı bir ağızdan tüm arkadaşlarından &#8220;geçmiş olsun Eriiinnnn&#8221; diye duyunca. Ah ben bu yuvayı çok seviyorum!</p>
<p>Gelelim Erin&#8217;in su çiçeği teorilerine.</p>
<blockquote><p>TEORİ #&#8221;</p>
<p>E:Annee.. ben neden suçiçeği oldum biliyor musun?</p>
<p>A:Bilmiyorum çocum anlat bakim</p>
<p>E: ben şimdi çiçeğim yaaaa..anneannemde geçen gün beni suladı&#8230;</p>
<p>A: eeee</p>
<p>E:ben de su çiçeği oldumm</p></blockquote>
<blockquote><p>TEORİ #2</p>
<p>E: Anneee.. bengeçen gün atkımı takmadım yaa kulağım ağrıdı hani<br />
A: eee<br />
E: İşte bir tane sinek ağzımdan girmiş olmalı..<br />
A: neden ki ?<br />
E: e girdi işte..içerden beni yedi yedi taa akarnıma kadar ..sonra bu su çiçeği geldi.. beneklerim oldu<br />
A: <em>İç ses &#8211; balık burcu işte..hayal gücü</em></p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.pi.web.tr/su-cicegi-bitti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>30</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk hastalıkları #1 :SU ÇİÇEĞİ</title>
		<link>https://www.pi.web.tr/su-cicegi/</link>
					<comments>https://www.pi.web.tr/su-cicegi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Oğuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 11:08:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA['E' hali]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Erinin İlkleri]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda su çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[BKM]]></category>
		<category><![CDATA[gülsemin güloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Sonugür]]></category>
		<category><![CDATA[Pinokyo Müzikali]]></category>
		<category><![CDATA[su çiçeği]]></category>
		<category><![CDATA[su çiçeği aşısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.pi.web.tr/?p=7479</guid>

					<description><![CDATA[Ah pazartesi olsun neler edecektim ben sana BKM ve Pinokyo müzikali.. edeceğim hele dur sen. Ah pazartesi olsun oğlum roller blade ustası olsun diyecektim.. diyeceğim hele.. Ah pazartesi olsun bütün hafta sonu yaymışlığın verdiği rehaveti atıp çalışacaktım.. Pazartesi oldu çalışma kısmına başlayınca ilk iki madde bugüne kaldı.. Bugünün işini yarına bırakma e mi sevgili okur.. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/IMG_0631.jpg" rel="lightbox[7479]"><img decoding="async" class="size-full wp-image-7480 aligncenter" title="IMG_0631" src="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/IMG_0631.jpg" alt="" width="537" height="358" /></a></p>
<p>Ah pazartesi olsun neler edecektim ben sana BKM ve Pinokyo müzikali.. edeceğim hele dur sen.</p>
<p>Ah pazartesi olsun oğlum roller blade ustası olsun diyecektim.. diyeceğim hele..</p>
<p>Ah pazartesi olsun bütün hafta sonu yaymışlığın verdiği rehaveti atıp çalışacaktım..</p>
<p>Pazartesi oldu çalışma kısmına başlayınca ilk iki madde bugüne kaldı..</p>
<p>Bugünün işini yarına bırakma e mi sevgili okur..</p>
<p>Bir gecede çocuğun su çiçeği dökebilir belki..:)</p>
<p style="text-align: left;">Evet oğlumun ilk çocuk hastalığı su çiçeği oldu. Gerçi %100 emin değilim. Bu sabah Hülya hanımla konuşana kadar emindim ama kafamı karıştırdı azıcık. Tek belirtisi aslında şu anda döküntü. Kafa derisinde ve üst bedende ama kaşınmıyor. Kaşınmıyorsa bir bakmam gerek dedi. Gülsemin hanım ise fotoğraflardan su çiçeği olduğunu söyledi, kaşınmayabilir ama kaşınacaktır dedi. Erin&#8217;in bir doz su çiçeği aşısı var dolayısı ile hafif geçirme olasılığı yüksek . İkinci doz aşısını yaptırmamıştım bu şu anda ikinci doz aşı niyetine hayatımıza girdi sanırım 🙂 Doktorumuzda (Gülsemin hn) ikinci doza gerek yok dedi bu durumda. Ben 14 yaşındayken su çiçeği geçirdiğim için çok uzun ve sancılı bir süreç yaşamıştım. Aklımda kalan hastalığın hafiflediği bir günün akşamüzerinde annemin yaptığı vişneli kek ve bir de bitmeyen kaşıntılar ve göbeğimde ömrümce taşıyacağım su çiçeği izlerim:) Oysa kardeşim benimle aynı anda 6 yaşındayken geçirip 3 günde atlatmıştı!. İkimizin de o zamanlar pek tabii su çiçeği aşısı yoktu. Şimdi düşünüyorum yaş küçükken geçirildiğinde aşı olmasa da hafif mi geçiriliyor ? Yaş ilerlediğinde aşı olsa bile ağır mı geçiyor ? Değişik bir hastalık!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/sucicegi.jpg" rel="lightbox[7479]"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-7483" title="sucicegi" src="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/sucicegi.jpg" alt="" width="630" height="312" srcset="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/sucicegi.jpg 900w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2011/02/sucicegi-300x148.jpg 300w" sizes="(max-width: 630px) 100vw, 630px" /></a></p>
<blockquote><p><strong>Su çiçeğinin belirtileri nelerdir?<br />
</strong>Su çiçeği belirtileri, hasta ile temastan 14 ile 16 gün sonra ortaya çıkmaya başlar. Döküntüden 1-2 gün önce baş ağrısı, ateş, karın ağrısıve halsizlik görülür. Kızarıklıklar kafa derisi, yüz ve gövdenin üst kısımlarından başlayıp daha sonra kol ve bacaklara yayılır.</p></blockquote>
<p>Alpay &#8220;hafif ateşi vardı aslında&#8221; dese de ben hiç hissetmedim ki normalde elimle anlarım. Dün yuvaya giderken giydirdiğimde de döküntü falan yoktu. Akşam eve geldikten sonra &#8220;anne şuramı sinek ısırdı galiba kaşıdım acıyor &#8221; dediğinde fark ettim. Ateş, baş ağrısı v.b hiçbir şey yoktu sadece 10 gündür bir nezle durumu hakim. Geçen hafta kulağım ağrıyor diye kendini yerden yere atınca doktora götürmüştük belki de şu aşağıdaki lenf bezi belirtisiydi ama anlamak imkansız. Tarif edildiği gibi sinsi bir bulaşma süreci var. Şimdilik sulu pudra sürmekten başka yapacak birşeyimiz yokmuş. Döküntüler kuruduktan sonra yuvaya geri dönebilirmiş ama geçtiği hafta öksürüğü var mı diye takip etmek gerekliymiş. Haydi bakalım..ilk çocuk hastalığımız hayırlı olsun bize&#8230;oğlum gerçekten çocuk oldu sanırım 🙂</p>
<blockquote><p>Yüksek derecede bulaşıcı bir hastalık olmakla birlikte su çiçeği çocukluk döneminde çoğunlukla hafif seyreder ve ciltte kaşıntılı, küçük, yuvarlak lezyonlarla karakterizedir.   Teması izleyen ilk 4 gün içinde virüs üst solunum yolu lenf bezlerine yerleşerek çoğalmaya başlar. 7. günde karaciğer ve dalak başta olmak üzere diğer organlara dağılarak çoğalmayı sürdürür. 14. günde kişide ateş, başağrısı, karın ağrısı, halsizlik gibi genel belirtiler ortaya çıkar ve hemen ardından yüz ve saçların arka diplerinden başlayarak omuz ve sırta, daha sonra kol ve bacaklara yayılan içi sıvı dolu cilt döküntüleri kendini gösterir. Döküntü önce kırmızı kabarıklık şeklinde başlar daha sonra içi sıvı dolu hale döner. Hafif geçirilen su çiçeği enfeksiyonunda döküntü sayısı<br />
10-20 tane kadar az olabilmekle birlikte genellikle 300-500 adet döküntü oluşur, bu döküntüler zamanla kabuklanır ve yaklaşık iki hafta içinde  dökülür. Su çiçeği virüsü hasta kişinin döküntülerindeki sıvı ile temas veya burun ve boğaz sıvıları yoluyla yani solunum yoluyla yayılabilir.</p>
<p>Döküntüler kaşıntılı ve farklı boylardadır ve içinde sıvı bulunur ve 5-6 günlük bir süre içinde kabuklanarak kurur ve bulaştırıcılığını kaybeder. Gözlerde ve ağız içinde de döküntüler ortaya çıkabilir.  2-3 hafta devam eder ve hastalığı geçirmek kişide hastalığa karşı ömür boyu bağışıklık sağlar. Ancak nadirende olsa ikinci kez su çiçeği çıkaran vakalar görülebilmektedir.</p>
<p>Son derece bulaşıcı olan su çiçeğini bir çocuğun evdeki ailesine bulaştırma oranı %90 olarak gösterilmektedir. Genel olarak çocukların toplu bulundukları ortamlarda, kreş ve okullarda bulaşma çok hızlıdır. Belirtilerin ortaya çıkmasından 2 gün öncesi ve 4-5 gün sonrasına kadar hastalık bulaşıcı konumdadır.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.pi.web.tr/su-cicegi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>42</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonbahar ve Doktor kontrolü</title>
		<link>https://www.pi.web.tr/hulya-sonugur-2/</link>
					<comments>https://www.pi.web.tr/hulya-sonugur-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Oğuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Oct 2010 14:55:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA['A' Hali]]></category>
		<category><![CDATA['E' hali]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Erinin İlkleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[aşı yaptırmamak]]></category>
		<category><![CDATA[şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Sonugür]]></category>
		<category><![CDATA[kenan demirkol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.pi.web.tr/?p=6683</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıyı yazmaya başlarken tam bir sene önce yazdığım yazı, başlığı ve fotoğrafı gözümün önüne geldi ve ben de aynı başlığı attım biraz fotoğraf aynı yerde çekilmiş, konular aynı hisler aynı. Yine yeniden sonbahar! Dünkü dolunay etkilerini saymazsak  (tanrım çıldırmış gibiydim! Tüm oğlaklar öylemiydi ?) sonbaharın dökülen yaprakları kıvamında ruhum süzüle süzüle iniyor yerlere yavaştan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-6685" title="sonbahar1" src="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2010/10/sonbahar1.jpg" alt="" width="594" height="396" srcset="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2010/10/sonbahar1.jpg 900w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2010/10/sonbahar1-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 594px) 100vw, 594px" /></p>
<p style="text-align: left;">Bu yazıyı yazmaya başlarken<a href="https://www.pi.web.tr/sonbahar-ve-doktor-kontrolu" target="_blank" rel="noopener"> tam bir sene önce yazdığım yazı</a>, başlığı ve fotoğrafı gözümün önüne geldi ve ben de aynı başlığı attım biraz fotoğraf aynı yerde çekilmiş, konular aynı hisler aynı.</p>
<p>Yine yeniden sonbahar! Dünkü dolunay etkilerini saymazsak <em> (tanrım çıldırmış gibiydim! Tüm oğlaklar öylemiydi ?)</em> sonbaharın dökülen yaprakları kıvamında ruhum süzüle süzüle iniyor yerlere yavaştan ancak mutlu mesud! Sarı, kırmızı, kahverengi tonları sarıyor içimi.. ısıtıyor&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-6697" title="sonbahar3" src="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2010/10/sonbahar3.jpg" alt="" width="594" height="396" srcset="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2010/10/sonbahar3.jpg 900w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2010/10/sonbahar3-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 594px) 100vw, 594px" /></p>
<p>ve evet bugün 3,5 yaş doktor kontrolümüz vardı. Aslında 3 yaş olması gereken kontrol bu ama ben geçen sene 2,5 yaş gibi gittiğim için bir sene geçsin istedim. Genel olarak önemli bir şikayetemiz de olmadığı için önemsemedim. Ancak geçen sene Erin&#8217;in huysuzlanmasından Hülya hanım o kadar rahatsız olmuştu ki iki azar işitmiş dönmüştüm 🙂 Bu sene için aynısı olmasın diye Erin&#8217;e seyrettirmediğim doktorlu çizgi film, okumadığım kitap kalmadı. Yetmiyor gibi aklıma geldikçe &#8221; hadi bakalım sen doktorsun bak bakalım kulaklarıma&#8221; diye simüle etmeyi de ihmal etmedim.</p>
<p style="text-align: center;"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-6687" title="sonbahar2" src="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2010/10/sonbahar2.jpg" alt="" width="594" height="396" srcset="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2010/10/sonbahar2.jpg 900w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2010/10/sonbahar2-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 594px) 100vw, 594px" /></p>
<p style="text-align: left;">Bu kontrolün sonuçları neydi peki ?</p>
<p style="text-align: left;">Boy= 108cm Kilo= 18,2kg. Bu sefer kilosu 700 gr fazla falan demedi 🙂 çok şükür! Herşeyi normal boyu üst sınırda bu da harika. Hastalanmıyor çünkü doğru besleniyor, ıvır zıvıryemiyor, güzel uyuyor ve mutlu! Tüm sonuç bu! Bu bizim için de geçerli. Hasta oluyorsanız 3 nedeni vardır dedi:</p>
<p style="text-align: left;">1. doğru beslenmiyorsunuz<br />
2. doğru uyumuyorsunuz<br />
3. hayatsal olgunluğunuz düşük ( stress ile mücadele edemiyorsunuz ) 7</p>
<p style="text-align: left;">Beslenme konusunda aynı şeyler devam. Ancak bizim (anne-oğul) bir bal tutkumuz var. &#8220;Tutkularımızdan sıyrılmalıyız&#8221; ı öğrendik. Bal zaten artık güvenilir değil mümkünse bal yerine pekmez kullanın dedi. İlla ki bal ise ekmeğim üzerine kaymağınızı sürün azıcık bal gezdirin ve eğer sabah kahvaltıda bal yediyse gün içerisinde yiyeceği meyva miktarı 1 adet! Evet aynen 1 adet dedi! Çünkü artık meyvalar da sandığımız kadar masum değilmiş ki bunu benim diyetisyenim de onaylıyor, sadece bir ara öğünde bir porsiyon meyvam var o da yanında iki- üç kaşık yoğurt ile. Hemen yazının sonuna kopyalayacağım meyvalar ile ilgili yazıyı da okursunuz ben de birazdan okuyacağım zaten henüz okumadım.</p>
<p style="text-align: left;">Hülya hanım çok değişikti bir kere çok kilo vermiş ve çok gülümsüyordu ve bu sefer muayenede Erinle çok eğlendi 🙂 Tüm empatik değil cümlelerimi geri alıyorum! Bu sefer çok sevdim kendisini .. daha çok sevdim daha doğrusu.</p>
<p style="text-align: left;">Aşılar konusu: en zoru bunu yazmak! Her zaman bu konuda okları üzerime çekiyorum. Erin zaten 1,5 yaşına kadar olması gereken tüm aşıları olmuş durumda. Şu anda sadece hepatit A aşısı eksik zaten aşı takviminde isteğe bağlı olan bir aşı kendisi. Şimdi 4-6 yaş arası Kızamık &#8211; Kızamıkçık &#8211; Kabakulak var. 6 yaşına geldiğinde Suçiçeğini de ekleyerek bir antikor testi yaptıracağız ki bunu tüm laboratuarlar yapıyorlarmış. Eğer olduğumuz ilk doz korumaya devam ediyorsa ikinci dozu yaptırmaya gerek yok! Korumuyorsa da yaptırmama yönünde kullancağım tercihimi zira ilk dozunu yaptırmış olmak dahi %50 koruma sağlarmış ve geçirirse hastalığı hafif atlatırmış. Şimdilik aşı yaptırmamaya karşı olanlara karşı işim kolay bir kısım aşı yapılmış durumda bir çocuğum daha olursa işim o zaman zor gibi :))</p>
<p style="text-align: left;">Yazmayı atlamışım geri dönüp ekliyorum:</p>
<p style="text-align: left;">Bugün Erin&#8217;in ilk defa tansiyonu ölçüldü 🙂 minicik bir tansiyon aleti! Şimdi kıyamet kopacak dedim ama kopmadı hoşuna gitti. Sonuç : 10-5! 😀</p>
<p style="text-align: left;">Bir de okul meselesine değindik. Dedim &#8220;ben çok üzülüyorum reddediyor gitmeyi&#8221;. Dedi: &#8221; arkadaşları var mı? &#8221; Dedim &#8220;var&#8221; dedi, güzel oynuyor mu?&#8221; Dedim &#8220;oynuyor&#8221; Dedi &#8220;eh ailesi yanında, arkadaşları var, sen ilgilisin, bırak ilk okula kadar gitmesin. Senin yaptığını bozacaklar ne de olsa orada! &#8221; Şaşırdım, sevindim, yüreğime sular değil serpilmek sarıl sarıl döküldü. Oh be dedim!</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">Daha önceki <a href="https://www.pi.web.tr/?s=h%C3%BClya+sonug%C3%BCr" target="_blank" rel="noopener">doktor kontrolü yazılarım</a> için şunlara bakabilirsiniz. Meyva yazısını da aşağıya kopyalıyorum.</p>
<p style="text-align: left;"><a href="http://haber.gazetevatan.com/Haber/319224/1/Gundem" target="_blank" rel="noopener">Şuradan </a>ve <a href="http://www.kenandemirkol.net/meyvenin_de_fazlasi_alkol_kadar_zararli.html" target="_blank" rel="noopener">şuradan </a>da okuyabilirsiniz. Her iki link de aynı.</p>
<blockquote><p>Mine Şenocaklı, Türk Tabipler Birliği Tarım, Gıda ve Beslenme Komisyonu Başkanı Prof. Kenan Demirkol ile konuştu:</p>
<p>*İçki şişede durduğu gibi durmaz, bunu içen de bilir, içmeyen de&#8230; İşte bu yüzden üzüm rakıdan tehlikeli.<br />
Çünkü kimse bilmez ki üzüm de salkımda durduğu gibi durmaz, biraz fazla kaçırdınız mı; sağlığınızı bozar,<br />
Mesela damar sertliğine yol açar. Ben de bilmiyordum, Başbakan sayesinde öğrendim! &#8220;Rakı içmeyin, üzüm yiyin&#8221; deyince,  bir bilene danıştım. Prof.Dr. Kenan Demirkol anlattıkça anladım ki, meyvenin de fazlası içindeki fruktoz yüzünden en az alkolün fazlası kadar zararlı!<br />
-Diyelim ki bir restorana gittik ve Başbakan&#8217;ın önerdiği gibi bonfilenin yanında bir kadeh şarap yerine, bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik. Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 30 gram fruktoz, yani meyve şekeri var. 15 gramdan fazla alınan fruktoz ise, trigliserite, yani yağa dönüşür. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur. <strong>&#8220;Vücudumuz için zararlı üç beyazdan, yani un, tuz ve şekerden en zararlısı şekerdir.<br />
Sanıldığı gibi kolesterol değil, şekerdir damar sertliğine sebep olan meyvelerin içinde ise bol miktarda şeker var, hele ki üzümde en çok.&#8221;</strong></p>
<p>DEMİRKOL ÖZELLİKLE UYARIYOR</p>
<p>-Diyetisyenlerin önerdiği gibi bol bol meyve yemek, yarardan çok zarar getirir. Siz siz olun, alkolü de ölçülü alın,<br />
Meyveyi de ölçülü yiyin. Salkım salkım üzüm yemektense bir küçük kadeh kırmızı şarap içmek sağlığa daha yararlıdır!&#8221;<br />
Mesele aslında bildiğimiz, ama hep unuttuğumuz gibi, her şeyin çoğu zarar, azı karar.<br />
Günde bir kadeh şarap yerine bir şişe devirirseniz alkol de zarar. Tıpkı bir salkım yerine bir kilo üzümü gövdeye indirmek gibi. Sağlıklı kilo vermede spor asla yeterli olmaz. Bugün şişmanlık, kaloriye dayandırılıyor. Oysa kalori hesabı fiziksel bir özellik. Gıdaların kimyasal özellikleri de var. Siz sadece kaloriye baktığınız zaman o kimyasal özellikleri tümden yok sayıyorsunuz. Mesela bizim bugünkü konumuz da olan şeker kendi başına eklem kıkırdağını eriterek dizde kireçlenmeye yol açıyor ve o kadar yaygın ki bu hastalık! Diz protezi, kalça protezi yapılmasının başlıca nedeni şeker.<br />
Damarları tıkayan da sanılanın aksine kolesterol değil, şeker.</p>
<p>*Yani şeker sadece kalorisi ve şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da tehlikeli.<br />
-&#8220;Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım&#8221; demek çok yanlış. Kesinlikle.</p>
<p>*Peki ne kadar şeker kullanabiliriz?<br />
-Günde 8 kesme şeker hakkınız var. Başka hiçbir meyve ya da bal, reçel yememişseniz tabii.</p>
<p>*Ben sabahları bir tatlı kaşığı bal yiyorum&#8230;<br />
-O zaman 6&#8217;ya iniyor şeker hakkınız. Bal ağırlıklı olarak fruktoz içerdiği için, yiyeceğiniz meyveyi de üçte bir oranında düşürmeniz gerekir.</p>
<p>*Peki, hangisi daha zararlı? Tuz mu, şeker mi? Kesinlikle şeker.<br />
*Tuz için de &#8220;Günde en fazla 6 gram alın&#8221; deniyor&#8230;<br />
-Tuz konusunda yeni çalışmalar var, bugüne kadar yapılan kısıtlamaların çok da doğru olmadığını gösteren&#8230;<br />
Mesela siz tuzu terle vücuttan atabiliyorsunuz ama şekeri atamıyorsunuz.<br />
Şeker direkt olarak size popo ve karın yağı olarak geri dönüyor.<br />
Oralarda depolanan yağın ise getirdiği bir sürü olumsuzluk var. Kalp hastalığı, damar sertliği gibi&#8230;<br />
ÇOK MEYVE YİYEN MÜTHİŞ BİR ERKEK GÖRDÜNÜZ MÜ?</p>
<p>*İyi ama bazı dönemlerde tatlı yeme ihtiyacı artıyor insanın. O zaman ne yapacağız?<br />
-Vücudun şeker talebi yoktur. Ama biz sürekli şekerle beslendiğimiz zaman,vücudumuz zararlı olduğunu bildiği için şekeri metabolize edecek olan insülini hazır bekletir. Dolayısıyla sürekli fazla şeker ya da nişastayla beslenen kişinin açlık kan insülin düzeyi yükselir. Açlık kan insülin düzeyi yükseldiği zaman kan şekeri düşer. Kan şekeri düştüğü zaman,<br />
&#8220;Eyvah kan şekeri düşüyor&#8221; sinyalini vücut size nasıl yansıtır? Mide özsuyunu salgılatarak, size açlık hissettirerek&#8230;<br />
O yüzden de siz aşerirsiniz. &#8220;Reçel kavanozu nerede?&#8221; diye aranmaya başlarsınız.<br />
Halbuki 100 yaşını aşan insanların ortak özelliği nedir diye bakıldığında açlık insülin düzeylerinin düşük olduğu görüldü.<br />
*Yani uzun yaşamanın temelinde şeker yememek yatıyor&#8230;<br />
-Evet. Açlık insülin düzeyini düşük tuttuğunuz oranda sağlıklı ve uzun yaşarsınız. 1700 yılından kalma İngiltere&#8217;ye ait istatistikler var elimizde. Kişi başına yıllık bildiğimiz şeker tüketimi ne kadar biliyor musunuz? 5 gram! Yani yaklaşık 1 kesme şekeri kadar. Kesme şekeri 4 gram gerçi ama&#8230; Demek ki, şeker bir ihtiyaç değil. Tam tersi, sonradan tamamen alışkanlık olarak soframıza girmiş. 1801 yılında şeker pancarından da şeker üretilmeye başlanmış ve Almanya&#8217;da ilk pancardan şeker üreten fabrika kurulmuş. Sonra bütün Avrupa&#8217;da ard arda şeker fabrikaları açılmış. 1815 yılına gelindiğinde İngiltere&#8217;de kişi başına şeker tüketimi, 115 yıllık süre içinde tam bin 200 kat artmış ve 6 kiloya çıkmış. Bugün Orta Avrupa&#8217;da yıllık kişi başına şeker tüketimi bir kişinin kendi beden ağırlığından fazla; tam 70 kilo!<br />
Ve 1815&#8217;ten günümüze kadar şeker tüketim artış eğrisiyle, kanser, kalp hastalığı, inme, diyabet ve obezite gibi kronik hastalıklarda artış eğrisi bire bir örtüşüyor.</p>
<p>*Merak ettim, siz şeker kullanıyor musunuz?<br />
-Hiç. 38 senedir ne çayıma ne kahveme şeker koyuyorum. Onun dışında tatlı hiç yemiyorum.</p>
<p>*Ama hep denir ki şeker, yani glikoz beyin hücrelerini çalıştırır&#8230;<br />
-Doğru, çok iyi hatırlattınız. Eritrositin, omurilik ve beyin hücrelerinin enerji kaynağı glikozdur.</p>
<p>*Ama şeker yiyerek daha akıllı olmuş bir insan gördünüz mü siz?<br />
Çünkü vücut gereksinim duyduğu o glikozu yağdan da, proteinden de kendisi üretmeyi becerebiliyor.<br />
Mesela spermin enerji kaynağı fruktozdur. Peki, siz hiç çok meyve yiyen müthiş bir erkek gördünüz mü?<br />
Göremezsiniz, çünkü testis hücresi spermin ihtiyaç duyduğu fruktozu kendisi üretir. Fruktoz çok dikkatli alınmalıdır.<br />
Çünkü şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker, yani bilimsel adıyla &#8216;sakaroz&#8217;<br />
(bir yapay tatlandırıcı olan sakarinle karıştırılmamalı) iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür.<br />
Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır.<br />
Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar.</p>
<p>*Nasıl?<br />
-Eğer çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır.<br />
İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür.Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır.<br />
Bu fazla şeker, insülin aracılığıyla ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek,ki vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır ve orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü, ya da insülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecektir. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacaktır.<br />
Ama insülin salgılanırken bir de leptin denilen tokluk hormonu salgılanır.<br />
Dolayısıyla belli bir miktar glikoz yedikten sonra vücut &#8220;Pes&#8221; diyor, &#8220;Artık yeme!&#8221; Doyuruyor sizi.<br />
Yani hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş oluyor. Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz ise; insülin salgılatmadığı için tokluk hissi de yaratmaz.<br />
Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. İşte bu çok tehlikeli. Fruktozun günde 15 gram kadarı vücudumuzda değişik kimyasal süreçlerde kullanılabiliyor. Eğer bundan fazla fruktoz alınırsa karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır.<br />
Hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar.<br />
Amerika&#8217;da son 30-35 yıldır ortaya çıkan obezite salgını, meşrubatların, bisküvilerin, dondurmanın ya da diğer tatlıların mısır şurubuyla, yani fruktoz ağırlıklı üretilmiş olmasına bağlanıyor. Çok şükür biz de Amerikanlaştık!<br />
Çünkü bizde de mısırdan tatlandırıcı üreten 5 fabrika var.Baklava şerbeti bile artık mısır şurubundan üretiliyor&#8230;<br />
Böylece eskiden baklavayla şişmanlamamızdan daha fazla şişmanlamamız sağlanmış oldu.</p>
<p>*Ama meyvedeki fruktoz doğal?<br />
-Doğal sözcüğüne bayılıyorum. Akrep zehiri de doğal, bir porsiyon ister misiniz? İster dondurmadan ister elmadan alın, fruktoz fruktozdur. 15 gramdan fazlası alındığında yağa dönüşür, kolesterolü oksitleyerek damar sertliğine yol açar.<br />
Ama yine de meyvenin meyve suyuna üstünlüğü var. Meyve suyunda hiç posa bulunmadığından, fruktoz tümüyle emilirken, meyvedeki posa fruktozun hiç değilse bir bölümünün emilmesini engellemektedir ama posa da meyveyi tümüyle masumlaştırmamaktadır. Yani siz fazla meyve yiyerek kendinize iyilik ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ama bir avuç trigliserit elde ediyorsunuz.</p>
<p>SİZİ KADIN, BENİ ERKEK YAPAN KOLESTEROLDÜR<br />
*Bu trigliseritin önemi ne peki?<br />
-Kolesterol masum bir maddedir. Ve bütün hormonlarımızın hammaddesidir. Sizi kadın, beni erkek yapan kolesteroldür. Kolesterol olmazsa hormonlarımız olmaz. Nitekim sıfır beden mankenlerimizin kolesterol almadıkları için hormonları çok azalır ve adetten kesilirler.Ve maalesef tamamen sağlıklarını kaybederler. Anne sütü o yüzden<br />
kolesterolden zengindir. Doğa kendi kendine zarar vermez. Çocuğun kolesterole ihtiyacı var ki, anne sütünde de kolesterol var.Ama eğer siz kolesterolün oksitlenmesine yol açarsanız o zaman damar sertliği olur.Dolayısıyla kolesterolün kendisi zararlı değil, oksitlenmiş kolesterol zararlı.Kolesterolü oksitleyen dört madde var.<br />
Bunlardan biri de fruktoz. Dediğim gibi sihirli sınır da 15 gram fruktoz.<br />
Diyelim ki biz bir restorana gittik ve Sayın Başbakan&#8217;ın önerdiği gibi bonfilenin yanında bir bardak şarap içmedik, sağlıklı olalım dedik, o yüzden bir bardak taze sıkılmış portakal suyu içtik.<br />
Bir bardak portakal suyunda yaklaşık olarak 60 gram şeker, 30 gram fruktoz vardır.<br />
Bu miktar ise 15 gram sınırını aşıyor.<br />
Dolayısıyla yemekte bonfileden aldığımız kolesterol meyve suyundan veya meyveden aldığımız fruktozun fazlasının karaciğerde trigliserite dönüşmesi sonucu oksitlenerek damar sertliğine yol açıyor.<br />
Yani ne olur şarapta kalalım! Çünkü şarap antioksidandır. Özellikle kırmızı şarap. Beyaz şarap beyaz üzümden, kırmızı şarap kırmızı üzümden yapılır diye bir ayrım yoktur. Kırmızı şarabın önemi,  üzümün kabuklarıyla birlikte ezilip mayalanmasından gelir. O yüzden beyaz şaraptan daha değerlidir.<br />
Çünkü üzümün kabuğunda antioksidan bir sürü madde vardır ve bu<br />
antioksidanlar da damar sertliğine ve kansere karşı koruyucudur.<br />
YEMENİZ GEREKEN EN SON ŞEY BEYAZ PEYNİRLE KARPUZ<br />
*Çoğu beslenme uzmanı meyve ve sebze serbest diyor&#8230;<br />
-Bir kere meyve ve sebze aynı satıra yazılmayı hak etmiyor.<br />
Meyveden almak istediğimiz tüm antioksidanlar, vitaminler ve mineraller sebzede de var. Halbuki meyvede, sebzeden farklı olarak oksitleyici şeker mevcut.<br />
Burada Taş Devri Diyeti önerenlere bir hatırlatmamız olmalı.<br />
O dönemki meyvelerin şeker içeriği bugünkü meyvelerden üç kat daha azdı.Kültür bahçeciliği ile biz meyveleri giderek şekerlendirdik.<br />
Yani 10 bin sene önce elmanın şeker içeriği bugünkü domatesin şeker içeriği kadardı.<br />
Biz aslında meyveleri sağlığımıza zarar verecek hale getirdik.<br />
O yüzden Taş Devri Diyeti&#8217;nde &#8220;İstediğiniz kadar meyve yiyin&#8221; deniyor. Ama hayır meyve sakıncalı.<br />
İçindeki fruktoz oranı yüzünden sakıncalı.<br />
Şimdi gelelim yine Başbakan&#8217;a&#8230; Başbakan, alkol içeceğinize meyve yiyin diye bilime son derece aykırı bir ifade kullandı.<br />
*Vallahi ben yıllardır Başbakan&#8217;ın söylediği gibi yapıyorum. Hiç içki içmiyorum ve çok meyve yiyorum. Özellikle de üzüm&#8230;<br />
-Ve kendinize zarar veriyorsunuz. Çünkü bütün meyveler hem glikoz hem fruktoz hem de o ikisinin birlikteliğinden oluşan sakaroz içerir. Unutmayın, bugün Amerika&#8217;da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.<br />
*Öyleyse ne kadar meyve yiyebiliriz?<br />
-Meyveleri, az, çok ve orta şekerli diye, tabii ki geçişler var ama kabaca üçe bölmemiz mümkün.<br />
İlkbahar meyveleri, kiraz, vişne, erik, kayısı bir dereceye kadar az şekerli meyveler arasına giriyor ve başka hiçbir şeker tüketmediyseniz, yani hiç pasta kek yemediyseniz, çayınıza, kahvenize şeker katmadıysanız, günde 400 gram bu meyvelerden yiyebilirsiniz.<br />
Elma, armut, şeftali, portakal mandalina orta şekerli meyveler sınıfına giriyor.Bunlardan da 300 gram yiyebilirsiniz.<br />
Ama yine çayınıza, kahvenize hiç şeker koymamış ,sabah kahvaltıda bal ve reçel yememiş olmak koşuluyla.<br />
Eğer yediyseniz onları da bu miktardan düşmek gerekir.<br />
İncir, muz ve üzüm gibi çok şekerli meyvelerden ise günde en fazla 200 gram yiyebilirsiniz. Yani yaklaşık olarak 3-4 incir, bir muz gibi&#8230;<br />
*Peki, ya karpuz ve kavun?<br />
-Karpuz az şekerli meyve sınıfına giriyor. Kavun da az şekerli ile orta şekerli arasında&#8230;<br />
Ama ben biliyorum ki mesela &#8220;Yazın ne yemeli?&#8221; diye bir diyetisyene sorduğunuz zaman,<br />
&#8220;Hafif yemeli. Mesela beyaz peynir ve karpuzla öğlen yemeğini geçiştirmeli&#8221; der.<br />
Tebrik ederim, yapmanız gereken en son şey bu.<br />
Çünkü beyaz peynirden aldığınız kolesterolü karpuzdan aldığınız<br />
fruktozla oksitleyerek damar sertliğine yol açmış oluyorsunuz.<br />
Ama buna karşın yağsız bir kuzu şiş yeseniz, yanında da bir bardak şarap içseniz hiçbir damar sertliği olmaz&#8230;<br />
Bu arada, sorunuza gelecek olursam, karpuz bir dilim yenir, ama bir dilim karpuz yiyen insan görmedim şimdiye kadar.<br />
HÃ¢lbuki en fazla 400 gram, yani bir dilim yenmelidir. Fazlası sağlığa zararlıdır.<br />
*Yani içki meyveden daha mı ehven-i şer?<br />
-Alkol sınırını Dünya Sağlık Örgütü belirledi.Alkol karaciğer için bir toksik maddedir.Bu kesin.<br />
Bu toksik madde karaciğerde detoksifiye ediliyor, yani zararlı etkisi ortadan kaldırılıyor. Ama karaciğerin de bir sınırı var.<br />
Erkekte bu sınır, günde 20 gram alkoldür. Kadında ise yarısıdır; 10 gram.<br />
*Peki, neye tekabül ediyor 20 gram alkol?<br />
-Bir duble rakıya tekabül ediyor günde. Veya 300 ml. biraya (bir şişe), veya 100 ml. şaraba (küçük bir kadeh).<br />
Bu arada kadınlara bu oranların yarısını, mesela yarım kadeh şarap<br />
öneriyoruz.<br />
Özellikle şarap az içildiği takdirde hem damar genişletici etkisinden dolayı dolaşımı rahatlatır,<br />
hem de antioksidan içeriği açısından kansere,kalp hastalığına ve damar sertliğine karşı koruyucu etki gösterir.<br />
Bir küçük kadeh şarap içmek, her gün de içilse sağlığa katkı sağlar, zarar vermez.<br />
Ha, dini açıdan buna yaklaşırsanız, ben din bilimcisi değilim. Ama sarhoş olmanın yasak olduğunu biliyorum.<br />
Eğer din alkolü kesin bir şekilde yasaklıyor olsaydı, yediğimiz her meyvede çok az miktarda alkol var, meyveyi de yasaklardı.<br />
*Ama bilim de alkole bir sınır, dolayısıyla bir yasak getiriyor&#8230;<br />
-Elbette.<br />
*Peki, neden kadın-erkek ayrımı var?<br />
-Kadının metabolizması farklı. Bunun yüzde 100 şu nedenle olduğu<br />
söylenemiyor. Ama kadınlarda daha düşük orandaki alkolün karaciğerde hasara sebebiyet verdiği saptanmış durumda. O yüzden Dünya Sağlık Örgütü, üst sınır olarak erkeğe günde 20 gram alkol önerirken, kadına 10 gram alkol öneriyor. Yani yarısı kadar&#8230;<br />
*Peki, haftanın üç günü birer kadeh içilse?<br />
-Bu soru çok sık soruluyor bana. &#8220;Ben 6 gün içmeyeyim ama 7&#8217;nci gün dört duble içeyim&#8221; diye&#8230; Hayır.<br />
Önerilen dozun her aşıldığı durum ciddi bir darbe vuruyor karaciğere. O yüzden her gün için ama bu sınırı dikkate alın.<br />
HER GÜN YARIM KADEH KIRMIZI ŞARAP FAYDALI<br />
*Ben hiç içmiyorum&#8230;<br />
-Bence her gün yarım kadeh kırmızı şarap sağlığınıza olumlu etki sağlar. Rahatlatır, sonra antioksidan kaynağı olarak çok önemlidir.<br />
Alkolün sınırlarını bilip o sınırlara özen gösterirseniz, şaraptan veya rakıdan korkmanız gerekmiyor. Ama sınırınızı bileceksiniz.<br />
*Peki, içkinin fazlası ne yapıyor vücuda?<br />
-Bir kere kalorisi yüksek olduğu için kilo fazlalığı yapar.Yani bütün o şişmanlığın getirdiği olumsuzlukları yanında taşır ama her şeyden önce karaciğeri zehirler ve karaciğer yetersizliğine neden olur. Tıpta, matematik gibi eşittir işareti hiç yoktur.<br />
Yani &#8220;Sen şunu yaparsan şu olursun!&#8221; Siz doğada bir ağacın üzerinde tıpkı iki yaprak gördünüz mü? Hep bir biyolojik değişim vardır.<br />
Ama çok ender olarak eşittir işareti vardır tıpta da. O da alkolü fazla tüketirsen karaciğer yetersizliği gelişir. İki artı iki eşittir dört gibi.</p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.pi.web.tr/hulya-sonugur-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>25</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sonbahar ve doktor kontrolü</title>
		<link>https://www.pi.web.tr/sonbahar-ve-doktor-kontrolu/</link>
					<comments>https://www.pi.web.tr/sonbahar-ve-doktor-kontrolu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Oğuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2009 18:17:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA['A' Hali]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek Tarifleri]]></category>
		<category><![CDATA[aşı karşıtu çocuk doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[doğalcı çocuk doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[dr. hülyasonugür]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Sonugür]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç vermeyen çocuk doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[vişne likör tarifi]]></category>
		<category><![CDATA[vişne likörü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.pi.web.tr/?p=4631</guid>

					<description><![CDATA[Yine yeni yeniden sonbahar.Mutluyum.Bu mevsim geldi mi ben nefes alıyorum; güneşli ve serin. Ve diğerlerinden başlamak,sondan başa yazmak istiyorum. Annem evine taşındı..evet ama daha yerleşemedi. Ne oluyor bilemem ama tüm evin üstüne bir kurşun döktüreceğim. Evi su basması ile daha ilk günden başlayan bir şanssızlık söz konusu. Ama olacak.. yerleşeceğiz .. bahçemizde oturup, sırtımızda şal [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"></p>



<p>Yine yeni yeniden sonbahar.<br>Mutluyum.<br>Bu mevsim geldi mi ben nefes alıyorum; güneşli ve serin.</p>



<p>Ve diğerlerinden başlamak,sondan başa yazmak istiyorum.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img decoding="async" width="617" height="417" src="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2009/10/sonbahar11.jpg" alt="sonbahar1" class="wp-image-4630" title="sonbahar1" srcset="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2009/10/sonbahar11.jpg 617w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2009/10/sonbahar11-300x203.jpg 300w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2009/10/sonbahar11-200x135.jpg 200w" sizes="(max-width: 617px) 100vw, 617px" /></figure></div>



<p class="has-text-align-left">Annem evine taşındı..evet ama daha yerleşemedi. Ne oluyor bilemem ama tüm evin üstüne bir kurşun döktüreceğim. Evi su basması ile daha ilk günden başlayan bir şanssızlık söz konusu. Ama olacak.. yerleşeceğiz .. bahçemizde oturup, sırtımızda şal keyfini çıkartacağız.</p>



<p class="has-text-align-left">Bizim Pi-nik&#8217;in yerleşmek derdi olmadığından, şimdiden keyfini çıkartıyor. Bu sırada farkında olmadan üşütüyor ve tüm cumartesi gecesini sabaha kadar kusarak geçirmesine artı rahatlayamamanın verdiği zehiri, ertesi gün salonun bir başından öbür başına, anca yetiştiğimiz banyonun üç duvarına olmak suretiyle atıyor. 2.5 senedir ilk defa &#8221; annecim ne oluyor bu çocuğa korkuyorum şimdi ben&#8221; dedirtecek anlar yaşatıyor. Çok şükür minik beden kendini temizleyip rutin yaşamına hızlıca geri dönüyor.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter"><img decoding="async" width="380" height="567" src="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2009/10/likor1.jpg" alt="likor" class="wp-image-4629" title="likor" srcset="https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2009/10/likor1.jpg 380w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2009/10/likor1-300x448.jpg 300w, https://www.pi.web.tr/wp-content/uploads/2009/10/likor1-134x200.jpg 134w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></figure></div>



<p class="has-text-align-center"></p>



<p class="has-text-align-left">Biz de bahçede yazın kurduğumuz likörün tadını çıkartacağımız günlerin hayalini kuruyoruz tabii mis kokulu bir kahve eşliğinde.</p>



<p class="has-text-align-center"><strong>Vişne likörü</strong><br>2 kg.olgunlaşmış vişne<br><em>1kg toz şeker<br>1.4lt.içme suyu<br>2 adet kök zencefil<br>2 adet çubuk tarçın<br>2 adet muskat<br>1 çorba kaşığı karanfil<br>1 adet havlıcan<br>10 adet kakule<br>3 su bardağı votka yada 70cl saf alkol</em></p>



<p class="has-text-align-left">Haftada bir yazınca bir posta birkaç konu sığıyor böyle ya bunu yazmadan geçemeyeceğim. 2.5 senedir ilk defa böyle birşey yaşadık, buna çok şükür. Bunda en büyük payın beslenme olduğunu öğrendik. İlk ve son defa <a href="https://www.pi.web.tr/?p=662" target="_blank" rel="noopener">8 ayında ziyaret</a> ettiğimiz Dr. Hülya&#8217;yı 2.5 yaşımızın rutininde tekrar ziyaret ettik. Buna en çok okuduğum &#8221; aykırı doktorun itirafları&#8221; kitabı sebep oldu. Aşılar ile ilgili zaten gidip geliyordum en sonunda kararımı verip, aşı yanlısı olmayan bir doktoru görmeye gittik. Şu ana kadar yaptırdıklarımızı yaptırdık bundan sonrası için ne yapabiliriz dedik ve ikinci dozları 6 yaşına kadar erteledik. 6 yaşına gelince antikorlarına baktırıp, hastalığı geçirmediyse ve bağışıklık kazandıysa ya da geçirip kazandıysa aşılarını hiç olmayacak. Beslenmeyi tekrar ele aldık. Erin olması gerek kilodan 600gr fazla çıkınca biraz az yemek konusunda ikna olduk. Bu az yemek tam da benim az yememe denk gelice harika oldu. Aile boyu doğru beslenme rutinine girdik. Haftada bir abur-cubura izin var buna şeker çikolata da dahil!! Gittim eve kinder aldım ama hala gönlüm el vermiyor :=)) Sütü kestik. Süt ve balık en alerjen iki besin maddesi olduğundan ve Erin de alerjik bir bünyeye sahip olduğundan bu konuda zorlama yok. <em>( Alerjik bir bünye ama herhangi bir alerjisi yok, tetiklememek için önlem almak amaç. Belirtilerini &#8211; kulak arkası kuruluğu, kilo fazlası, kulak içi akıntısı fazlalığı gibi.. &#8211; <a href="http://www.nuzhetziyal.com/" target="_blank" rel="noopener">akupunktur</a> doktorumuza da sorduğumda onayladı. Çift dikiş onay aldık yani ) </em>Zaten balık yemiyor ama süt?? eve inek bağlasam yeri. Haftada bir için izin aldık. Sütten türemiş gıdalara da OK ama mümkünse inek sütü olmayacak ancak Aysun&#8217;un sütünden yapılmış yoğurda izin var!! Hülya hanım Aysun&#8217;un sütünü öneriyor bu arada. Sütü kimden aldığımı sorup da Aysun hanım dediğimde &#8221; hah tamam adres doğru&#8221; dedi . :=) Kendisinin bazı gıdaları almak için adres gösterdiği yerler var çünkü. Her zaman olduğu gibi kutu içerisine girmiş maddeler yok. Bakliyat açık alınacak, markettekiler kurtlanmasın diye ilaçlanıyor. Kuruyemiş çok yenmeyecek zira alerjik: fındık, fıstık v.b. Sebze, meyve semt pazarlarından, kastamonu ve feriköy pazarından temin edilecek. Yemeklerde sadece tereyağ ve zeytinyağı kullanılacak. En büyük değişiklik ara öğünler artık yok. 2 yaşını geçti ve artık normal insan gibi beslenebilir. Uyanır uyanmaz aç karnına meyva yok çünkü vücuttaki şekeri yükseltiyor. Yemekten sonra meyva yiyebilir. Sokakta çanta içerisinde yemek taşıyıp, oyalamak için verilmeyecek. Yemek evde ve sofrada yenilecek. Oyalamak yerine kendi baş edebileceği durumları kontrol edip kendi baş etmesini sağlamak gerek. En geç 21:30 da uyuyacak (büyüme hormonu derin uykuda ve 22:00&#8217;de çalışmaya başlıyor), sabah en geç 08:30 da uyanacak. Yatmadan iki saat önce besin ve sıvı alımı kesilecek ki uykuda sistem çalışmasın. ( bu şimdilik biraz zor gibi çünkü Erin uyumadan önce mutlaka su içiyor!!)<br>Böyle yazdıkça &#8221; bu ne yaa &#8221; diyesi geliyor insanın. Sadece doğru beslenme ile hastalıkların önüne geçilebileceği aşikar. Biz de bunlara ailecek uyacağız, bizim doğrularımıza yakın geldiği için.Yine yeni yeniden doktorumuz Hülya Sonugür oldu, diğer kendisine giden anneler ile fikir birliğimiz : zor bir kişilik ama önerileri işe yarıyor. Doğal, gelenekçi, eskiden bizim büyütüldüğümüz gibi büyütme yaklaşımında.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.pi.web.tr/sonbahar-ve-doktor-kontrolu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>40</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>7.Ay biterken ve son günler..</title>
		<link>https://www.pi.web.tr/hulya-sonugur/</link>
					<comments>https://www.pi.web.tr/hulya-sonugur/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Oğuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Oct 2007 20:20:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA['A' Hali]]></category>
		<category><![CDATA[Bakım]]></category>
		<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[8.Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Alternatif Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum Sonrası Halet-i Ruhiye]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sonrası kilolar]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Sonugür]]></category>
		<category><![CDATA[Uyku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.pi.web.tr/?p=662</guid>

					<description><![CDATA[Büyümek bir boşlukta üşümektir.. Eskisi gibi değil her şey..Erin büyüyor ve her geçen gün zorlaşıyor..Önce O&#8217;nun hastalığı sonra benim önce fiziksel sonra ruhsal bozuşmalarım..ancak toparlandım..7.ayı geride bıraktık ancak hala arada vurabiliyor bu depresif haller..hee bu Erin ile alakalı mı?? bence hayır ben zaten böyle bir tipim;eğer önümdeki yolda ışık göremiyorsam tıpkı gece araba kullanırken zorlandığım [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyümek bir boşlukta üşümektir..</p>
<p>Eskisi gibi değil her şey..Erin büyüyor ve her geçen gün zorlaşıyor..Önce O&#8217;nun hastalığı sonra benim önce fiziksel sonra ruhsal bozuşmalarım..ancak toparlandım..7.ayı geride bıraktık ancak hala arada vurabiliyor bu depresif haller..hee bu Erin ile alakalı mı?? bence hayır ben zaten böyle bir tipim;eğer önümdeki yolda ışık göremiyorsam tıpkı gece araba kullanırken zorlandığım gibi hayatta da zorlanıyorum..<br />
7 ay içerisinde Erin ile çok ilerledik.Bu hafta doktor kontrolümüz de vardı..her şey yolunda ama boğazı hala biraz kırmızıydı ki öksürüğü azıcık devam ediyor..bu da geçecektir eminim en kısa sürede..<br />
Biz doktorumuzdan her zaman çok memnunduk ancak benim aklımda hep bir karanlık köşe kalıyordu;bu doktorumuzla alakalı değil bence hastane doktor işleyişi ile alakalıydı.Ancak doğumdan sonra ilk 6 ay için hastane doktoruna görünmenin daha doğru olacağına karar vermiş ve bu konuda başka bir arayışa girmemiştik..Gülsemin hanım oldukça sevecen,bilgili,çocuklara sevgi dolu yaklaşan,istediğim her an ulaşabildiğim,beni son derece rahatlatan bir doktor oldu hep ancak kafamda hep daha önce duyduğum Hülya hanım ile tanışmak vardı.Bunu aslında hamilelik döneminde yapmayı düşünmüştüm ama hastane doktoru seçeceğimiz için vazgeçmiştim:şimdi acaba yapmış olsaydım neler daha değişik olurdu diye düşünüyorum dünden beri..Üniversitedeki sevgili Nimet hocamın tavsiyesi üzerine ki kendi kızının uzun yıllardır doktoru, Hülya Sonugür&#8217;den bir randevu alarak dün gittik..Saat 13:30 da randevumuz vardı saat 16:00&#8217;da oradan çıktık!!..Bu değişik geldi bana.. çünkü hastanede bir kontrol en fazla yarım saat sürüyor ve ne soracağımı yazmadıysam zaten unutup eve gelince&#8221;aaa şunu da soracaktım&#8221; diye hayıflanır halde buluyorum kendimi.Burada ise 7 ayı bu kadar sürede beraber geçtik ve de ben uygulamaktan korktuğum birçok noktayı uygulama konusunda cesaret yani o karanlık tünelime bir ışık bulmuş olarak doktorun yanından ayrıldım.</p>
<p>Ara not: Ben bu yazıya sabah başlamıştım..saat 19:44 hangi gün bitecek merak içerisindeyim..</p>
<p>Şimdi bu yazıya sabah devam etseydim her şey güllük gülistanlık olacaktı ancak şimdi biraz karışık.. teoride her şey çok kolay görünürken bugün pratikte zorlandım.</p>
<p>Hangi konudan başlayacağımı ve de nasıl toparlayacağımı bilmiyorum birkaç konu karışacak.. önce doktoru yazmam ve de kafamda dönen kuralları yazıya dökmek daha doğru galiba..</p>
<p>Dr.Hülya Sonugür..</p>
<p>Muayenehanesine girdiğimizde Erin bizim kucağımızda doktorun masasına uzanarak ve de vurarak bizim konuşmamızı engeller bir durumda olduğundan daha ilk dakikada karşımıza şu diyalog çıktı:</p>
<p>DR &#8211; &#8220;Çocuğu yere bırakın orada oyuncaklar var..&#8221;<br />
Alpay -&#8221; Biraz önce ben oraya bastım&#8221;<br />
DR-&#8220;Olabilir&#8230;bırakın bir şey olmaz..&#8221;<br />
Daha detaylı bir tartışma başladı.. sonunda ikna olduk.. lağıma basmadığımız sürece sorun yok bebek her yerde dolanabilir. Gözümün önüne IKEA&#8217;da gördüğüm, yeni alınmış halının üzerinde üstelik de halı bizim bastığımız yerde dururken 6 aylık bebeğini üzerine debelensin diye bırakan yabancı bir aile geldi.. durum anlaşıldı.. rahat olunacak.. yok öpmesin yok ellemesin olmayacak.. bu kadar serbest olmayı becerebilecek miyim?? şehir yaşantısını içerisinde belki hayır sonuçta doğada biz Erin&#8217;i her yere bırakıyoruz, ağzına her şeyi götürmesine izin veriyoruz ama Dolapdere caddesinde yürüdüğüm ayakkabımla bastığım zeminde oynamasına izin verebilir miyim?? biraz düşünürüm bunu..Tamam buradan genel sorulara geçtik en sonunda en önemli gündemimiz olan konu beslenme geldi.. tüm kurallar altüst oldu..</p>
<p>&#8211;<strong>Tüm kavanoz mamaları,sütlü pirinçli hazır mamalar,aptamiller çöpe..labne çöpe.. kapalı kutu ya da poşet içerisindeki tüm hazır gıdalar çöpe.. reklamı yapılan hiçbir gıda eve girmeyecek..bu gıdalar önce Amerika&#8217;da başladı sonra Avrupa sonra bu taraflar aynı şekilde obezite, diyabet vb hastalıklar önce Amerika sonra Avrupa daha sonra buralarda baş göstermeye başladı.. bunları engellemenin en baş yolu bunları çöpe atmak her an taze gıda hazırlamak.</strong>.OK.. mantıklı.. uygulanmalı..</p>
<p>&#8211; <strong>pirinç unu, kendisi, makarna gibi beyaz un ihtiva eden gıdalar yok</strong>.. peki .</p>
<p>Ben: &#8211; pirinç unu neden yok doktor hanım..<br />
Dr:- siz pirinç unu yiyiyor musunuz?<br />
Ben: &#8211; Tabii bayıla bayıla muhallebi yerim ben<br />
DR:- Onlar ıvır zıvır gıdadır ve de 1 yaşından önce buna ihtiyacımız yoktur.. ana yemekler ve de ara yemekler yenilecek..<br />
hmm peki&#8230;anlaşıldı zaten biz de yemesek yeridir..</p>
<p>Bizim için en önemli ve de uyguladığımız ancak bu görüşmede eksik uyguladığımızı fark ettiğimiz bir kural: <strong>Sofrada beraber yemek yemek!!..</strong><br />
Biz akşam yemeklerini sofra kurup Erin&#8217;in yemeğini de hazırlayıp hem biz yiyip hem O&#8217;na yediriyorduk.. peki ya sabah kahvaltısı ?? öğlen yemeği?? Ben sabah kahvaltısını önce Erin&#8217; e yedirip sonra o uyursa kendim yapıyor duruma geldiğimi bir anda fark ettim hele ki öğlen yemeği neredeee??.. Peki o zaman bu çocuk nasıl bir sofra kültürüne alışacak??bu kuralı eksik uyguladığımızı fark ettik.. bundan sonra her öğün için sofra kurulacak ve de hep beraber AYNI YEMEK yenilecek&#8230;bebek için ayrı yemek yapılmayacak.. her gün evde taze yemek yapılacak !!<br />
<strong>Sabah kahvaltısında bisküvi labne vs yok..</strong></p>
<p>bildiğimiz halk ekmek tam buğday ekmeği meyve püresi tuzu alınmış beyaz peynir ve mutlaka IHLAMUR ister papara yap yedir ister ayrı ayrı..</p>
<p>ama kahvaltı bitti mi sofra kalkar çocuk yer yemez kendi problemi.. bu konuda da hem fikiriz.. zaten böyle yapılıyordu..<br />
sabah kahvaltısını yaptıysa arkasından anne sütü verilebilir yapmadıysa anne sütü yok.. öğlene kadar bekleyecek.. ikindide anne sütü var bir de gece 00:00&#8217;a kadar anne sütü bir kere daha verilebilir.. daha sonra sabah 05:00&#8217;e kadar yok.. sabah 5 te kahvaltıya çok zaman olduğundan anne sütü verilebilir.. ve bütün bunlar çocuğa anlatılacak.. tek tek izah edilecek.. bunların altında yatan tek neden artık bebek 6 ayını geçirmiş yani artık bebek olmaktan çıkmış küçük insan olmuştur yani herhangi bir fark gözetmeksizin bizimle aynı standartlarda yaşayacaktır..<br />
Az tuz verilebilir <strong>şeker ASLA yok</strong> bal ya da pekmez tatlandırıcı olarak kullanılacak.</p>
<p>Dana eti, inek sütü yok, koyun ya da kuzu eti var çünkü danalar biyolojik yemle besleniyor ama koyun ve keçi için bu beslenme söz konusu değil, dananın yağı bizim damarlarımızda erimiyor koyun yağlı olsa da bizim damarlarımızda bu yağ eriyor, keçi ya da koyun peyniri yenilecek, yoğurt bildiğimiz kapı sütünden yapılacak pastörizasyon işleminde süt birçok faydasını kaybediyor..</p>
<p>yemekler SIZMA zeytinyağı ve de ev salçası ile yapılacak.<strong>Salça diğer kutu ürünleri gibi yok.</strong> Tereyağı kullanılabilir az miktarda.Çorba ana yemek değildir tarhana hiç yemek değildir.. tarhana yokluktan çıkmış bir gıdadır aynı diğer beyaz un mamülleri ile aynı kategoride mümkünse verilmemelidir.Yani yemek dediği şey bildiğimiz taze sebze yemeği etli ya da sade.</p>
<p>Meyve ve sebzeler taze olarak pazardan temin edilmelidir.İstanbul için Feriköy organik pazar yada Kasımpaşa&#8217;da Kastamonu pazarı önerilmektedir.</p>
<p>Çocuğun kıyafetleri toz beyaz sabun ile ( hacışakir kullanıyorum ben) yıkanmalı,çocuk bildiğimiz saf beyaz zeytinyağı sabunu ile yıkanmalıdır, kozmetikler kullanılmamalıdır.Alt değiştirmede sadece su ile yıkamak yeterlidir.</p>
<p>O&#8217;nun hak hukuku olduğu gibi bizim de olduğunu bilmesi, kendi sınırlarını öğrenmesi, olmaması gereken yerde olmaması gerektiğini öğrenmesi v.b kuralları tanıması gerekmektedir.. eğer sofrada yemek yemiyorsa aç uyumalı çünkü en iyi açlık terbiye eder.. dememiş mi zaten atalarımız &#8220;Allah insanı açlıkla terbiye etmesin..&#8221;vardır elbet bir sebebi..bütün bunlar erken gibi görünse de bir insanın en çok bilgiyi öğrendiği yaş aralığı 6 ay-1 yaş arasıymış..</p>
<p>6 aydan sonra çocuğun anne bağımlılığı azalabilirmiş.. 2 yaşına kadar emzirmeyi önerip ancak bu emzirme seanslarını azaltmak yani ağızla tatmin etmemek gerekirmiş çünkü bu tatmin ileride sigara, uyuşturucu, alkol gibi diğer ağızdan tatminin alt zeminini oluştururmuş.. 6 aydan sonra normal beslenmeye geçen çocuk günde 3-4 kere anne sütü alsa yeterliymiş.. gece emmek için uyanan bebeğin uykusu bölündüğünden dinlenmesi söz konusu değilmiş.. bu da gece deliksiz uyuması için gündüz uykularının sabah 1 saat öğleden sonra 1 saat olarak- en fazla- sınırlandırılması gerekirmiş.. gündüz yorulup uyumayan çocuk gece uykusunu deliksiz yaparmış.. ben günde 3 öğün uyuyor/du hastalıktan önce dediğimde -amann haa çok uyandır dedi doktor..<br />
Çocuk 6 aydan sonra tüm gününü kreşte geçirebilirmiş hatta çocuk büyürken en önemli eğitici etken diğer çocuklar ve de hayvanlarmış..çocuklar kısmını yapıyorduk ama annemin evindeki kedi ve köpekten biraz uzakta tutuyorduk.. hiçbir şey olmaz yaklaştırın dedi.. deneyeceğiz..</p>
<p>Yazdıkça despot kurallarmış gibi gelse de aslında eskiden bizlerin böyle yetiştiğini düşünüyorum. Biz bebekken hiç emmek için uyanmazmışız, akşam yemeğimizi yer uyur sabah kalkarmışız.. evde ne pişerse yenirmiş..biz sokaklarda arkadaşlarımızla kedi köpekle büyüdük,hastalandığımızda ıhlamur içtik hemen antibiyotikler dayanmadı bize..bu doktorun bir başka hatta en önemli özelliği de ilaç kullanmaması.. ancak elzem durumlarda ilaca başvuruyor.. ilaç sanayi silah sanayinin yavaş öldürenidir cümlesinin arkasından ilaçlar 100 yıldır var insanoğlu milyonlarca yıldır cümlesi ile bu yaklaşımı pekiştiriyor..<br />
Benim bir doktordan beklediklerimin yarısı ilk doktorumuzda vardı tamamı ise bu doktorda var..ben hem çocuğumun sağlığını hem pedagojik eğitimini bana anlatacak bir doktora ihtiyaç duyuyordum.. sanırım buldum.. kendisinden kafaya balyoz yemiş ve de afallamış olarak çıktım.<br />
Peki ilk gecemiz nasıl geçti?? Akşam eve geç gelince Erin geç uyudu dolayısıyla sanki bizi dinlemiş gibi tam 5 te uyandı yani meme verdim.. sonra tekrar uyudu uyanınca kahvaltıya kadar vakit var diye bir kere daha verdim.Giyinip ofise gittik kahvaltıya beraber oturduk ben papara yapmadan kendi tabağıma koyduğum meyve püresini ekmeğini peynirini yedirdim üstüne ıhlamurunu içirdim.Gerçekten yarım saat uyudu sonra uyandı.<br />
Biraz parka gidip gün ışığı aldık çünkü <strong>demir ve de devit kesildi.Demir yerine haftada iki gün kırmızı et bir kere mercimek devit için ise her gün yarım saat gün ışığı verildi.</strong> Parka gitmeden önce kendimize yaptığım az tuzlu zeytinyağlı etli fasulye yemeğinden 6-7 kaşık yedi sonra istemedi, bende yemeğimi bitirince hazırlanıp çıktık.. yolda uyuyakalınca çoraplarını çıkartıp pantolonu sıyırıp yüzünü de hafif güneşte bırakıp yarım saat bende bankta dinlendim.. daha sonra biraz kuşlarla konuştuk köpeklere &#8220;uaoo uaoo&#8221; dedik kaydıraktan kayıp salıncakta sallanıp ofise geri döndük.Akşam üzeri taze meyvesini yedirip üzerine anne sütü verip yarım saat 40 dk daha sızmasına izin verdim.. uyanınca eve geldik akşam yemeği için sofrayı kurduk- biz yemeyeceğimiz halde tabaklarımızı koyup sofraya oturduk ancak Erin karnabaharı sevmedi 3-4 kaşık yedi.. saat 21:00 olduğundan emzirmeye izin verdim ancak sütüm yoktu.Bu durumda hemen mama verirdim bu sefer vermedim. Aç olabilir o zaman yarın akşam yemeğini 6 kaşık yemeği öğrenir diye kalbimin sesini susturup yatağa bıraktım kendi kendine debelenerek uyudu.. en önemli bir başka kural memede uyumayacak.. 9 ayını doldurmuş bir çocuk artık kendi kendine uyumayı becerebilmeliymiş..</p>
<p>Bunu dışında gün içerisinde yalnız başına kalmayı öğrenmesi, anneden ayrılması, anne ve babanın kendi hayatları ile ilgili diğer şeyleri gerçekleştirmesi, hayatın çocuktan ibaret olmadığını anlaması gerekiyormuş.. artık çocuğun her ağlamasının duyulmaması yoksa her şeyi ağlayarak yaptıracağını bizim kabul etmemiz gerekiyormuş..bu biraz zor oldu.. Erin sanırım artık aylardır canını sıkan dişlerini çıkartmak üzere ve de hiç keyfi yok. Uykularından gülerek neşe ile uyanan oğlum son zamanlarda acı acı ağlayarak uyanıyor.Bunu ben diş sıkıntısına bağlıyorum.Huyu çok değişti.Yarım saat tek başına oynayabilirken artık yanında biri yokken mızmız bağırınmaya ve birilerinin yanında olmak için kollarını havaya kaldırmaya başlıyor.. ben tanıyamıyorum Erin&#8217;i son zamanlarda.. bu tavır değişimi zamanlaması belki biraz yanlış oldu ama %70&#8217;ini bildiğimiz %30&#8217;unu yeni öğrendiğimiz %50&#8217;sini uyguladığımız bu kuralların biraz daha fazlasını hayatımıza entegre etmemiz gerektiğini fark ettik..</p>
<p><strong>Bu arada tuvalet eğitimi içinde &#8220;bebek yürümeye başladıktan sonra tuvalete götürülebilir sadece zorlama olmamalıdır.. eskiden bez derdinden kurtulmak için zorlanırmış ama zorlamadan yürüyen her insan evladı tuvalete alıştırılabilirmiş bunun hiçbir sakıncası yokmuş</strong>&#8220;&#8230;free diaper olayına kafamda bir ışık yaktım bununla da..<br />
ilk günümüz çok kanlı geçmedi.. hepimiz uyum sağlayacağız %50&#8217;nin üzerinde yapacaklarımıza..gerekiyorsa geceleri uykusuz oturacağız. Alpay bana çok destek , beraber yapmamız gerektiğinin farkındayız..<br />
Bu geceyi saat 22:00&#8217;de kapattık .. bakalım 05:00&#8217;ten önce uyanırsa ne yapacağız..öncelikle sürekli çocuğa &#8220;bak artık sen bizim gibi besleniyordun ve biz gece kalkıp yemek yemiyoruz&#8221; cümlesini sakince söylemek gerekiyor/muş.. söylüyoruz ama anlıyor mu?? doktora göre evet &#8220;anne karnındayken bile anlıyor şimdi neden anlamasın, her yaptığını z O&#8217;na anlatın çünkü o sizi sizin sandığınızdan çok daha iyi anlıyor&#8221;</p>
<p>Büyümek sonsuz bir karanlıkta üşümek gibidir.. ( Bunu bir kitapta okumuştum sanırım Cezmi Ersöz&#8217;ün bir kitabıydı..)<br />
Sanırım anne olmak o karanlıkta ikinci kere üşümek&#8230;</p>
<p>Batı biliminden,yaşam tarzından köşe bucak kaşan bir aile olamamız bize normali olan ancak alternatif olarak addedilen bu yaklaşıma kısa sürede uyum sağlayacağımızı düşündürüyor bana.. sadece ben Alpay&#8217;a göre daha çabuk pes eden bir tip olduğum için benim direncimi arttırmam gerekecek :)) anne yüreği dayanmaz ya hani .. dayansa iyi olacak..</p>
<p>Bu yazdıklarım benim bu görüşmeden sonra aklımda kalanlar, pusula olsun istemem.. herkesin görüşmesi eminim farklı olur ancak hem kendim için not almak hem de bilginin paylaşılması fikrimi kendi adıma desteklemek istedim&#8230;<br />
Şimdi artık az kalan 3. sezon Lostlarıma dönmeliyim..</p>
<p>Belki daha sonra Alpay ekler ve de düzeltmeler yapar&#8230;:)</p>
<p>Ek: <strong>Biberon artık bu aylardan sonra bırakılmalı bebek bardağına geçilmeliymiş hani şu ucunda üç deliği olan elle tutulan bardaklar.</strong>.aklıma geldikçe eklerim..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.pi.web.tr/hulya-sonugur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>42</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dr.Kadir Tuğcu &#8211; Bilgiler</title>
		<link>https://www.pi.web.tr/kadir-tugcu/</link>
					<comments>https://www.pi.web.tr/kadir-tugcu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayça Oğuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 May 2007 09:58:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[doğalcı doktor]]></category>
		<category><![CDATA[Hülya Sonugür]]></category>
		<category><![CDATA[kadir tuğcu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.pi.web.tr/?p=5</guid>

					<description><![CDATA[Dr. Kadir Tuğcu kimdir bilmiyorum ama kendisiyle yapılmış bir röportaj elime geçti :D.İşime geldiği için mi kulağıma doğru geldiği için mi bilemiyorum bir de siz okuyun yine dehlizlerden çıkarttım kendim de hatırlamak için. Bebeğin sağlık günlüğü Yeni doğan bebek, günde ortalama 30–50 gram alır. Anne sütü içen bebeğin suya ihtiyacı olmaz. Bebek, üşüdüğü, teri üstünde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Kadir Tuğcu kimdir bilmiyorum ama kendisiyle yapılmış bir röportaj elime geçti :D.İşime geldiği için mi kulağıma doğru geldiği için mi bilemiyorum bir de siz okuyun yine dehlizlerden çıkarttım kendim de hatırlamak için.</p>
<blockquote><p><strong>Bebeğin sağlık günlüğü</strong></p>
<p><strong>Yeni doğan bebek, günde ortalama 30–50 gram alır. Anne sütü içen bebeğin suya ihtiyacı olmaz. Bebek, üşüdüğü, teri üstünde kuruduğu veya taşa bastığı için hastalanmaz</strong></p>
<p><strong>Ferhan Kaya POROY</strong></p>
<p><strong>Günde 50 gram alarak büyüyor</strong><br />
Anne sütü ve emzirme konusundaki soruları yanıtlamayı sürdüren Dr. Kadir Tuğcu, çocuk hastalıkları, beslenme ve bakım arasındaki ilişkiyi anlattı.</p>
<p><strong>Hangi anneler emziremez?</strong><br />
Sütüne zararlı maddelerin geçme riski olanlar emziremez. İlk aşamada sigarayı sayabiliriz. Sigaranın şimdiye dek ispatlanmış tek kusuru anne sütündeki yağ oranlarını bozması. Onun dışında büyük bir zararına rastlanmamış ama sigara içmek hem anne hem de çocuk sağlığı açısından pek hoş bir şey değil.<br />
İkinci önemli etken uyuşturucu maddelerdir. Uyuşturucu kullanan annelerin çocuklarını emzirmesi sakıncalıdır. Üçüncüsü de AIDS.<br />
HIV, süt aracılığıyla anneden çocuğa geçebilir. Bu durumdan sakınmak için anne çocuğunu emzirmezse, bu kez de çocuk anne sütü almadığı için bağışıklık sistemi daha da zayıf olacaktır ve AIDS virüsünü aldığında vücudun bununla savaşma ihtimali daha da düşecektir ve çocuk başka hastalıklara da yakalanacaktır. Yani çocuk AİDS’ten kurtulsun derken basit bir enfeksiyondan hayatını kaybedebilir.<br />
Ayrıca kızamıkçık, Hepatit B ve herpes virüsleri de sütle anneden bebeğe geçebilir. Bu nedenle bu hastalıkları taşıyanların emzirmemesi gerekir. Yalnız Hepatit B hastalığı zaten anne çocuğunu doğururken çocuğa geçtiği için, süt vermesinin de bir önemi kalmaz, yani mikrop nasıl olsa çocuğa geçmiştir.</p>
<p><strong>Kokulara hassasiyet</strong><br />
<strong>Emziren kadının yememesi gereken şeyler var mı?</strong><br />
Böyle bir diyete gerek yoktur. Yalnız bazı hassas çocuklar, eğer <span style="text-decoration: underline;">annesi tenini kokutacak şekilde pastırma, çiğ soğan, çemen, sarımsak türü şeyler yerse</span>, bu durumdan rahatsız olurlar. Böyle durumlarda çocuk memeyi reddedebilir.</p>
<p><strong>Bebek hangi aralıklarla ne kadar kilo almalıdır?</strong><br />
Bebeklerin kilolarını tablolarla sınırlandırmak yanlış olur. Çünkü her bebeğin kilosu, doğum kilosu ve beslenmesi ölçüsünde farklılıklar gösterir. Bu nedenle kilo aldığını anlamak için şu yöntem uygulanır. Yeni doğan <span style="text-decoration: underline;">bebekler doğduktan sonra günde 30 veya 50 gram alırlar</span>.</p>
<p><strong>Meme mi, mama mı?</strong><br />
Emzirmek gayet doğal bir hadisedir. Meme yerine niye mama verilir bu hiç de mantıklı bir hadise değildir. Zaten insanoğlu uzun çağlar boyunca annesi olmayan bir bebeğe başka bir yemek vermeyi aklına getirmemiştir. Hep ona bir sütanne bulunması yoluna gidilmiştir.</p>
<p><strong>Bebeğin ne gibi vitaminlere ihtiyacı vardır?</strong><br />
B, C, A, D, E vitaminlerine ihtiyacı vardır. Bunlar da piyasada çocuklar için multivitamin olarak satılan ilaçlarda karışım olarak bulunur.<br />
Ben <span style="text-decoration: underline;">çocukların bir yaşına kadar vitamin almasında fayda görüyorum</span>. Anne sütü alsa da mamayla beslense de vitamine ihtiyacı vardır.  Türk kadınları çok fazla güneşe çıkmadıkları için çocuklarını da genellikle D vitamini eksikliği ile dünyaya getirir. Çünkü D vitamini büyük ölçüde güneşle ortaya çıkar.</p>
<p><strong>Anne sütü alan bir bebeğin suya da ihtiyacı var mıdır?</strong><br />
Eğer özel şartlar oluşmazsa anne sütü emen bir çocuğun, Afrika sıcağında dahi su içmesine ihtiyaç yoktur. Ama siz çocuğu aman üşüyecek diye çok giydirirseniz veya çocukta ishal durumu varsa suya ihtiyaç olabilir. Normal şartlarda anne sütüyle beslenen bir bebeğe su verildiğinde boşu boşuna onun süt emme kapasitesi düşmüş olur. Bebek süt yerine suyla karnını doldurur.</p>
<p><strong>&#8216;Nazar&#8217;ın nedeni mikrop</strong><br />
<strong>Bebek üşüyünce, teri üzerinde kuruyunca hasta olur mu?</strong><br />
Bebek, üşümekle, nazar değmesiyle, diş çıkarmakla, terlemekle terleyip terinin üzerinde kurumasıyla veya çıplak ayakla yere basmasıyla hasta olmaz. Hastalıklar sadece ve sadece mikropla olur. Çocuk mikrobu alırsa hastalanacaktır.<br />
Ama bu lafların çıkış yerleri şöyledir. Bunlar çok eski zamanlarda mikropların bilinmediği zamanlarda gözlemle ortaya konmuş laflardır. Mesela eski insanlar dikkat etmişlerdir ne zaman düğün dernek bir yere gitseler üç gün sonra hep güzel çocuklar hastalanıyor, çirkinler hastalanmıyor. Buradaki mekanizma güzel çocuğun çok ellenip çok öpülmesidir. Öpülmeyen, ellenmeyen, fazla teması olmayan çocuklar mikrobu almazlar ve hasta da olmazlar.<br />
Çok öpülen çocuk mikrobu alır ve mikrobu aldıktan sonra en az üç gün içinde mikrop etkisini göstermeye başlar. Dikkat edin çocuğunuz gripli biriyle temas ettikten üç gün sonra hastalanacaktır.</p>
<p><strong>Eller klima gibi&#8230;</strong><br />
<strong>Çocuklar nasıl giyinmeli?</strong><br />
Çocuk da bir erişkin gibidir. Çocuğu ne sıkacaksın ne üşüteceksiniz. Çocuğu rahat ettirecek giysiler giydireceksiniz. Yani ne terleyecek ne de üşüyecek. Ekstradan giydirmenin hiçbir faydası yoktur.<br />
<strong>Çocuğun üşüdüğü nasıl anlaşılır, elleri soğuyunca mı?</strong><br />
Çocuğun ellerinin veya ayaklarının değil vücudunun yani kapalı yerlerinin soğuk olması önemlidir. Eğer çocuğun giyimli yerleri sıcak fakat elleri soğuksa çocuğu çok giydirdiğiniz anlamına gelir. Çünkü vücut burada açık yerleri bir klima olarak kullanarak soğutma yapar.</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Diş çıkarırken ateş yükselir mi?</strong><br />
Dr. Kadir Tuğcu, diş çıkarırken çocukların ateşinin yükseldiği yolundaki yaygın kanının doğru olmadığını söyledi: &#8220;Ateş ancak mikropla olur. Diş çıkarmak, tırnağın veya saçın uzaması gibi tabii bir hadisedir. Çocuğa bir rahatsızlık vermez. Peki, bu yanlış inanış nereden çıkmıştır? İnsanlar çocuğun diş çıkarmasını, 20 yaş dişleriyle özdeşleştirir. Genelde anne-babalar çocuklarının doğmasından birkaç sene önce veya sonra 20 yaş dişinin sancısını yaşarlar ve çocuklarının da diş çıkarırken aynı sancıyı hissettiğini düşünürler. Oysa 20 yaş dişleri diğer dişlerden farklı olduğu için sancılı çıkar. Bunlar evrimle birlikte yok olmaya yüz tutmuş dişlerdir. İleri nesillerde 32 diş olmayacak. Çünkü insanların 20 yaş dişleri çıkmayacak. Yok olmaya yüz tutan 20 yaş dişleri bazen çıkmaz, bazen de deforme olarak çıkar.<br />
Bebeklerde diş çıkarma süreci son derece uzun bir süreçtir. <span style="text-decoration: underline;">Ortalama altı aydan başlar ve iki yaşa kadar devam eder.</span> Bu süreç içinde çocuk dışarıdan aldığı çeşitli mikroplarla hastalanır, ateşlenir ve bu da diş çıkarmaya bağlanır. Ancak diş çıkarmakla ateş yükselmesi arasında şöyle bir bağlantı var: Çocuk bir yerden virüs alınca ateşi çıkar. Ateş de bebeğin metabolizmasını hızlandırır. Metabolizma hızlanınca da dişlerin çıkma süresi kısalır. Bu yüzden bir hafta sonra çıkacak olan diş üç gün sonra çıkabilir. Ancak diş, ateş yapmaz.</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Bebeğin uyku düzeni</strong><br />
Yeni doğan bebek, günün yaklaşık 20 saatini uyuyarak geçirir. Çocuk gündüz ya da gece uyanık kalmaya, zamanla ailesi tarafından alıştırılır.<br />
Bebeğin iyi uyuyup uyumadığı sorusu, özellikle ilk çocuklarını büyüten ve geceleri sık sık ağlamalarla bölünen anne-babaların sorunu. Dr. Kadir Tuğcu konuyla ilgili soruları şöyle yanıtladı:<strong>Bebek kaç saat uyumalı? </strong><br />
Çocuk ne zaman isterse uyur, ne zaman isterse uyanır. Ama evin sistemini bozmamak da önemlidir. Çocuk yeni doğduğunda zaten çok uzun süre uyuyacaktır. Uyuma süreleri 20 saate yaklaşır. Uyanık kalabildiği saatlerse üç-dört saatle sınırlıdır ve bunu ne zaman isterse kullanır. Ama yaş ilerledikçe yani ileri aylara gelindikçe, gündüz uykusunun azalıp, gece uykusunun artması gerekir. İşte aileler burada çok dikkatli olmalı. Aile gündüz işlerini rahatça yapmak için çocukları gündüz uyutursa tabii ki çocuk da geceleri uyanık kalacaktır ve oyun isteyecektir.</p>
<p><strong>Bebekler nasıl yatmalı? Yüz üstü mü, sırtüstü mü yoksa yan mı? Tehlikeli sayılan bir yatma pozisyonu var mı? </strong><br />
Ciddi araştırmalarda çocuk şöyle yatsın böyle yatsın diye bir şema gösterilmez. Yalnız dikkat çeken bazı hususlar vardır. Ani bebek ölümleri genellikle kışın olmaktadır ve bebek ölümleri hep pimpirikli annelerin çocuklarında görülmektedir. Ve bir de çocuğun beşiğinde veya yatağında koyun postu türü malzemeler kullanılan yerlerde görülür. Çocuk postun üzerinde yüzükoyun yattığı zaman nefes alacak yer kalmaz ve boğulma durumu oluşabilir. Yoksa <span style="text-decoration: underline;">tabiatta hiçbir canlı varlık sırtüstü uyumaz</span>. Siz hiç sırtüstü yatan bir deve, kedi, köpek veya tavşan gördünüz mü hepsi yüzüstü yatıp uyur. Sırtüstü yatması bir hayvanın ya öldüğünün ya da ağır hasta olduğunun işaretidir.<br />
Yüzüstü yattığı zaman bebek hem kollarını bacaklarını kullanacaktır, hem de kendi kendine rahatça gazını çıkaracaktır. Ayrıca göğüs kafesi düzgün olacaktır ve kafası geriye doğru yatmadığı için yassı olmayacaktır. Yüzüstü yatarken soluk alamamaya bağlı &#8216;ani çocuk ölümü&#8217; olabileceği iddiası bir vakayla ortaya çıktı. Vaka incelendiğinde bunun doğal durum değil de cinayet olduğu belirlendi.<br />
Ancak araştırma ilk tespite göre hazırlanıp yayımlandığı için halk arasında yatma şekliyle ani bebek ölümü arasında bağ olduğu inanışı gelişti. Bu yanlış inanışın giderilmesi uzun zaman alacaktır.<br />
* * * *</p>
<p><strong>Süt için huzur, uyku ve su</strong><br />
Yanlış inanışlar hayatımızın her döneminde olduğu gibi annelikte de yaygın. Birçok anne, sütü artsın diye gereksiz yere tatlı ve komposto yiyerek kilo alıyor. Emzirme, anne sütü ve bebek bakımı konusunda sorularımızı yanıtlayan Dr. Kadir Tuğcu ise &#8220;<span style="text-decoration: underline;">Annenin sütü su içerek, uyuyarak ve yüksek moralle artıyor</span>&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Annenin sütü olması için ne yapması gerekir?</strong><br />
İnsan memesi inek memesi yapısında değildir, bu nedenle uzun süreli süt biriktirmez. Çocuk emmeye başladığı anda süt yapılır. Nasıl gözyaşı ağladığımız zaman akıyorsa, yani bir yerde toplanmıyorsa süt de böyledir. Süt hücrelerinden anında süt yapılır ve bebek emdikçe de gelir. Süt olayı tamamen psikolojiktir.<br />
Kadının yerli yersiz üzüntülerle dolmamış olması gerekir. Niyet de önemli. Annenin bebeğini emzirmek istemesi önem taşır.<br />
<strong>Birçok anne lohusalık döneminde komposto, bol şekerli meyve suları içerek veya tatlıyla süt miktarını artırmaya çalışıyor. Bu mümkün mü? Süt yapan yiyecek var mı?</strong><br />
Süt yapıcı gıda diye bir şey olmaz. Süt yapıcı diye annelere zorla içirdikleri veya yedirdikleri şeylere dikkat ederseniz, hepsi susama isteği uyandıran maddelerdir. Anne bunları yiyince bol bol su içme arzusu hisseder. Bol bol su içince de süt miktarı artar.<br />
Yani keramet helva, tatlı, soğan, pekmez veya kompostoda değil bunları yedikten sonra hararetten dolayı içtiği sudadır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Küçük göğüs ve süt</span></strong><br />
<strong>&#8216;Küçük göğüslü kadının sütü olmaz&#8217; deniyor, doğru mu?</strong><br />
Bu da yalandır. Göğüsün büyüklüğü, memenin ucu veya şekliyle sütün akışı ve gelişi değişmez. Memesi küçük kadından gürül gürül süt gelebilir.</p>
<p><strong>Sütün kalitesi yemeğe göre değişir mi? Et, karides, meyve, sebze yiyenle ekmek ve çorbayla beslenen anne arasında süt farkı olur mu?</strong><br />
Sütün kalitesi hiçbir zaman değişmez. İyi beslenen anne ile kötü beslenen anne arasında süt kalitesi açısından fark olmaz. Ancak iyi beslenen anne kendisine fayda sağlar, kötü beslenen annenin zararı kendisinedir. Çünkü süt yapmak için belli miktarda mineral vücuttan alınır. Bu minarellerin vücutta az ya da çok olması, kalan miktarın anneye yetip yetmediği meselesine bakılmadan vücut aynı miktar minerali anneden süt için alır. Yani zarar anneye olur.</p>
<p>Ancak sütün kalitesi aylara göre değişir. İlk aylarda gelen süt farklıdır, bir ay sonra, iki ay sonra, altı ay sonra gelen süt farklıdır. İşte bu nedenle mamaların da bir ay, iki ay, üç ay ve sonrası için farklı tipleri yapılmıştır.<br />
Mesela prematüre doğum yapmış bir kadının sütü ancak prematüre bebeğe iyi gelir. Onların sütü normal doğum yapmış bir annenin sütünden çok farklıdır. Yoksa annenin yediği içtiği ile hiçbir ilgisi yoktur. Fakir kadının da zengin kadının da sütü aynıdır.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Gazın ilacı hareket</span></strong><br />
<strong>Annelerin diğer bir korkulu rüyası da gaz yapıcı gıdalar. Annenin yediği şeylerden gaz bebeğe geçer mi?</strong><br />
Gaz yapıcı gıdalar annenin bağırsağında gaz yapar. Hiçbir zaman annenin bağırsağında oluşan gaz, kana karışıp, kanla memeye gidip, memeden de çocuğa geçmez. Bu tamamıyla bir uydurmadır ve hurafedir.</p>
<p><strong>Peki gaz neden olur?</strong><br />
Gaz, çocuğun sütü emerken yuttuğu havadır. Gazın az olması için memenin siyah kısmının olduğu gibi bebeğin ağzına girmesi gerekir. Biz yetişkinler de yemek yerken hava yutarız, ama biz hareket ettiğimiz için gazımızı rahat çıkarırız. Bebekler gazlarını hareket edemedikleri için çıkaramazlar.<br />
Gaz çocuğun doğduğu gün değil, yaklaşık 20&#8217;inci günde başlar ve dördüncü, beşinci ayına kadar yani dönme hareketleri başladığı zaman da biter.<br />
Eğer çocuğu çok kucağa alırsanız, hareket ettirirseniz çocukta gaz olmayacaktır. Ameliyat sonrası hastayı yataktan kaldırıp yürütmelerinin nedeni de işte budur. Hasta vücut hareket kazanınca gazı çıkar. Çünkü kişi kalıp gibi yatarsa gaz olacaktır.<br />
Aynı şey çocukta da yaşanır. Gaz hadisesi kalıp gibi yatmaktan oluşur. Eski insanlar bunu salıncak ve beşikle çözümlemişler. Yani çocuğa hereket kazandırmışlar. Çocuğu kucağa alacaksınız, yürüyeceksiniz veya masaj yapacaksınız ki gazı çıksın.<br />
<strong>Bir de halk arasında sıkça söylenen; &#8216;Emziren kadın ayağını üşütürse sütü de üşür, gaz olur&#8217; sözü vardır&#8230;</strong><br />
Böyle bir şey yoktur. Bunlar tamamen hurafedir.</p>
<p><strong>Peki gazı iyi çıkmayan çocuk ne yapar?</strong><br />
Gazı çıkmayan çocuk annesine üç tane haberci gönderir. <span style="text-decoration: underline;">Çok hıçkırık tutar, emerken karnından gürül gürül sesler gelir ve aşağıdan çok gaz çıkarır</span>. Rahatsız olan bebek, ağlayarak annesinden intikamını alır.</p>
<p><strong>Gazı önleyen ilaçlar var mı?</strong><br />
Midede bağırsakta oluşmuş havayı yok edecek bir ilaç yeryüzünde henüz bulunmamıştır. Bu iş için rezene ve benzeri pek çok otlar kullanılır. Bunların en büyük özelliği potasyum elementinden zengin olmalarıdır. Potasyum da bağırsak hareketlerini artırır. Bağırsak hareketleri artınca da çocuğun gazını alttan çıkarması kolay olur. Ama oraya gelene kadar gaz yine ağrısını ve sancısını çocuğa yapmış olur.</p>
<p><strong>Nasıl gaz çıkarılır?</strong><br />
Çocuğun gazını çıkarmak için <span style="text-decoration: underline;">poposunun hemen üzerine belinin altına elle masaj yapmak ve rutin hareketlerle vurmak gerekir.</span> Çocuğun canının acımaması için elin iç kısmının kullanılmaması, ele yay şekli verilerek içeride hava biriktirip yastık görevi yapılması önemlidir.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Bebek doydu mu?</span></strong><br />
<strong>Doyduğunu nasıl anlarsınız, ağlama açlık işareti mi?</strong><br />
Doyan çocuk, su içmesini sevmez, su verdiğiniz zaman iğrenir gibi yapacaktır ve içmeyecektir.<br />
İkincisi <span style="text-decoration: underline;">idrar sayısı günde dörtten fazla</span> olacaktır. Üçüncüsü ise <span style="text-decoration: underline;">kakasının sarı hardal rengi ve cıvık olmasıdır</span>. Bunlar varsa çocuk iyi besleniyor demektir.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Az yiyen çocuk kestane kestane, top top sert kakalar yapacaktır. Lüzumundan fazla yedirilirse de yeşil renkte kaka yapacaktır</span>. Eskilerin dediği gibi yeşil kaka yapan çocuk, ayaklarını üşütmüş anlamına gelmez.<br />
İshal harici yeşil kaka yapan çocuk &#8216;çok yemek yiyor&#8217; anlamına gelir. Bu durumda ishal sancısı gibi bir hazımsızlık sancısı oluşacak ve bebek ağlayacaktır. Bu durumu çözmek çok daha zordur. Çünkü gaz çıkarmak iyi gelmeyecektir</p>
<p><strong>Emzirmenin süresi var mı? </strong><br />
Yeni doğan bir bebek genellikle bir memedeki sütün yarısını üç dakikada, diğer yarısını da yorulduğu için beş dakikada içer. Yani sekiz dakikada bir memedeki sütü bitirir. Diğer yarısına da 10 dakika dersek arada bir gaz çıkardıktan sonra ikinci memeye geçersek bu çocuk için yeterli.<br />
Fakat zamanla anneler bir öğün bir göğüsten diğer öğün diğer göğüsten meme verebilir.<br />
Ama bu herkes için geçerli değildir. Anne ile bebeği arasında farklı zamanlamalar oluşabilir.</p>
<p><strong>Kucağa alınan çocuk hep kucak ister mi? </strong></p>
<p>Bu da eskilerden gelen bir hurafedir. Bebek kucağa tabii ki alınacaktır. Özellikle de ilk aylarda hem gaz sorunu hem bebeğin duygusal gelişimi açısından bebeğin buna ihtiyacı vardır.<br />
Kucağa almanın alışkanlık yaratıcı hikâyesinin kökeni Osmanlılara kadar uzanır. Gelinle kaynana o dönemlerde aynı evi paylaşırdı. Gelin sürekli çocuğu kucağına alıp dolaşınca da işler kaynanaya kalırdı. İşte bu nedenle de, gelin çocuğu kucağına alıp işleri aksatmasın işler de kaynanaya kalmasın diye kaynanalar bu yalanı uydurdu! Bir de &#8216;Çocuk sonra kucağa alışır&#8217; sözü eklenip olay süslenince bu yanlış kanı yıllar boyunca sürüp gitti.</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Yeni doğan bebek görür, ışıkları seçer, ancak 2.5 aylık olunca net görmeye başlar. Anne karnında çeşitli pozisyonlarda duran bebek, altı aylıktan önce de oturabilir </strong><strong>Bebek kadar kuvvetli</strong><br />
&#8216;Doğum sırasında anne rahmi çocuğun poposunu ittiği anda oluşan basınç, bebeğin otururken beline binen basınçtan kat kat fazladır, diyen Dr. Kadir Tuğcu, bebeklerin zannedilenden çok daha &#8216;dayanıklı&#8217; olduğunu anlattı:<br />
<strong>Emzik kullanmak, parmak emmek zararlı mı?</strong><br />
Çocuk emzik bulamazsa çarşafın veya battaniyesinin kenarını, parmağını bulup emecektir. Bu kadar küçük bir çocuğa yasak getirmek de mümkün değildir. Bu içgüdüsel bir davranıştır ve zararı yoktur.<br />
Ancak iki yaşından sonra emzik görüntü açısından çirkin olabilir. Zaten birçok çocuk da bu çağda emmeyi kendiliğinden bırakır. Halk arasında sıkça söylendiği gibi emzik kullanımı dişlerin bozulmasına yol açmaz. Aslında diş ve çene yapısının bozukluğu genetiktir. Çocuğun soyunda varsa parmağını emse de emmese de bazı bozukluklar görülür.</p>
<p><strong>Bebek nerede uyumalı?</strong><br />
<strong>Bebek anne-babayla aynı mı yoksa ayrı odada mı yatmalı? </strong><br />
Ev müsaitse çocuk gün boyu kendi odasında bakılır, orada uyutulur ama gece olunca annesinin yanında portatif bir yatakta uykusuna devam eder. Bunun faydası da anne sütünün kesilmesiyle çocuğun odasına kolay uyum sağlamasıdır. Eğer devamlı annenin odasında kalırsa anne sütü kesildikten sonra ayrılması çok zor olur.</p>
<p><strong>Parmak emen çocuğun parmağı zamanla incelir mi?</strong><br />
Bebeklik çağında çok kısa süreli parmak emme yaşanmışsa dişlere ve çeneye bir etkisi olmaz. Ama süre uzar, çocuk dört-beş yaşına kadar parmak emmerse, hem parmak, hem de ağız deformasyonu oluşur.</p>
<p><strong>Bebek hangi aralıkla yıkanır? </strong><br />
Her gün. Banyoda üşümekle veya kulağa su kaçmasıyla kulak iltihabı olmaz. Bebeğin kulağına doğru su dökseniz dahi kulak iltihabı oluşmaz. Çocuklarda kulak iltihabı nezlenin, gribin sonucunda östaki borusunun tıkanmasıyla içerideki sıvının birikmesi sonucunda oluşur.</p>
<p><strong>Peki hangi şampuan?</strong><br />
Hangisinin kokusu anneye hoş geliyorsa onu kullanabilir. Hepsinin içeriği üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ayrıca bizim neslimiz sabunla büyümüştür ve hiçbir zararını da görmemiştir.</p>
<p><strong>Yeni doğan bebeklerin gözleri şaşı bakıyor, bu aslında bir hastalık mıdır?</strong><br />
Yeni doğan bebeğin <span style="text-decoration: underline;">ilk 2,5 ayında şaşılık olur</span>. Çünkü bebekte daha odaklanma gelişmemiştir ve bunun sonucunda gözler kayabilir, bu durum üçüncü ayında geçer. Çocuk 2,5 aya kadar görür, ışıkları fark eder ama net görmesi 2,5 ayı alır.</p>
<p><strong>Altı aylıktan küçük bebeklerin oturtulması sakıncalı mı? </strong><br />
Bu da yanlıştır. Çocuklar oturtulur da yan da yatar, istediğini de yapar. Çocuk annenin karnında zaten sırtüstü yatmıyor, çoğunlukla iki büklüm veya oturur pozisyonda duruyor. Normal doğum sırasında annenin rahmi çocuğun poposunu ittiği anda olan basınç çocuğun oturduğunda beline binen basınçtan çok daha yüksektir. Çocuk buna dahi tahammül eder.<br />
Ancak doktorlar çocukların altı ayına dek oturamadığını söylerler. Çünkü denge merkezleri altı ay içinde gelişir. Ve bebek dengesini bulamadığı için sağa sola devrilir. <strong> </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Steril değil, temiz bak</strong></p>
<p><strong>Artık anne-babaların bir numaralı korkusu alerji. Alerji çocuklarda nasıl oluşuyor? </strong><br />
Alerji genellikle çok temiz bakılan çocuklarda görülür. Fakir fukarada, köylülerde, gecekonduda yaşayanların çocuklarında alerji pek görülmez. Eğer çocuğu mikrop kapmasın diye şişe sularla yıkarsanız, bulunduğu mekânları sürekli çamaşır suları ile siler ve steril ederseniz çocukta alerji olur.<br />
Çünkü çocuğun bağışıklık sisteminin bazı mikroplarla uğraşması gereklidir. Eğer bağışıklık sistemi kendisine herhangi bir düşman bulamazsa kendisine ev tozu, kedi kılı gibi saçma sapan şeyleri düşman olarak görür ve bunlara reaksiyon göstermeye başlar.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Çocuğa temiz bakılmalıdır ama kesinlikle steril bir ortamda tutulmamalıdır.<br />
Temizliğin evde normal sabun ve suyla yapılması gerekir. Bu mekanik temizlik yararlı mikroplarla zararlı mikropları aynı oranda uzaklaştırır.<br />
</span>İçinde deterjan, kimyasal madde, bakteri öldürücü bulunan ilaçlar kullanıldığında evde ölen mikropların çoğu vücuda yararlı ve zayıf mikroplardır. Alan açıldığı zaman buraya girecek bir mikrop tıpkı hastane enfeksiyonlarında olduğu gibi yerleşecek ve bir daha hiç çıkmayacaktır. Sterilizasyon hastanelerde bile bir tek ameliyathanelerde olur.</p>
<p><strong>Alerji testlerine gerek var mı?</strong><br />
<span style="text-decoration: underline;">Yeni doğan döneminde alerji yoktur</span>. Bebeğin herhangi bir maddeye karşı alerji gösterebilmesi için mutlaka o maddeyle tanışması gerekir.<br />
Siz bilmediğiniz bir maddeye karşı alerji gösteremezsiniz. Yani o maddeyi alacaksınız üzerinden bir zaman geçecek, antikorlar oluşacak ve ondan sonra vücut alerjik reaksiyon gösterecek. O yüzden hiç tanımadığınız bir maddeye karşı alerji olamaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çocuğun beslenmesi</strong></p>
<p><strong>Bal, tereyağı, reçel ve pekmezin bir faydası var mı?</strong><br />
Bunlar tok tutan gıdalar. Çocuk bunları yerse karnı doyar ve kendisine yarayacak protein ve kalsiyumlu gıdalardan uzak kalır. Bu nedenle <span style="text-decoration: underline;">bu gıdalar sadece tatlandırıcı olarak kullanılmalı</span>.</p>
<p><strong>Pekmez denildiği gibi kan yapar mı?</strong><br />
Pekmezin kan yapıcı etkisi yoktur.</p>
<p><strong>Peki hangi gıdalar kan yapar?</strong><br />
&#8216;Kan yapıcı&#8217; diye bir yiyecek maddesi yoktur. Vücut kan yapar. <span style="text-decoration: underline;">Kan yapması için de demire ihtiyacı vardır</span>. Bu da hayvansal gıdalardan, demir ihtiva eden tahıllardan çok az miktarda yumurta sarısından temin edilebilir. Eğer aile fakirse ve çocuğuna hiç et, balık veya tavuk alamıyorsa o zaman en azından günde bir yumurta yedirmesi gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kansızlara dalak öneriliyor?..</strong><br />
Ağırlıklı olarak fakir fukaralarda görülen anemide doktor hastaya &#8216;Et al, bonfile, biftek al&#8217; diyemez en ucuz olan dalağı tavsiye eder. Oysa dalağın etten daha fazla kan yapan bir özelliği yoktur.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Mercimek, nohut, fasulye de bol miktarda demir ihtiva eder</span>, et kadar olmasa da.<br />
Eğer aile çocuğuna sabahları <span style="text-decoration: underline;">yumurta, peynir yediremiyorsa, tarhana veya mercimek çorbası yedirmesinde fayda vardır. </span></p>
<p><strong>&#8216;Bebekler bir yaşından önce inek sütü içemez, inek sütü kansızlığa yol açar&#8217; iddiası doğru değil. Bebek ilk dört aydan itibaren inek sütü içebilir. Altı aydan sonra &#8216;katı gıda&#8217;lar almaya başlayabilir</strong></p>
<p><strong>Beslenme takvimine dikkat</strong><br />
Demir eksikliği Türkiye&#8217;nin en önemli sağlık sorunların dan biri.Dr. Kemal Tuğcu, demir yönünden zengin beslenme ve demir eksikliğinin nedenleri konusunda bilgi verdi:</p>
<p><strong>Bebeği emzirmeye ne zaman son verilmeli?</strong><br />
Tabiat çocukları iki yıl meme emecek şekilde yaratmıştır. O yüzden de ağız adalelerinin çalışması meme emmeye yönelik hareketler yapmaya müsaittir. Bunların çiğneme hareketine başlaması çocuğun kendi kabiliyetidir.<br />
Ancak genellikle bizim önerimiz <span style="text-decoration: underline;">altı aydan sonra katı gıdalara başlanmasıdır</span>. Bu da sulu yemeklerle olmalıdır. Ondan sonra yavaş yavaş koyuluk miktarı atırılır. Annenin sütünün miktarına bağlı olarak anne bebeği iki sene bile emzirebilir.</p>
<p><strong>İki yaşına kadar anne sütü içmenin çocuğa yararı olur mu?</strong><br />
Tabii ki vardır. Süt süttür ama miktar olarak yetmez. Hastalarım arasında sadece iki anne, başka hiçbir şey vermeden çocuğunu iki yıl anne sütüyle beslemeyi başardı.</p>
<p><strong>Peki çocuklar inek sütüne ne zaman başlamalı?</strong><br />
Sütle kansızlık arasında tek bağlantı vardır. O da bebeğe ilk dört ayda anne sütü yerine inek sütü verilmesi sonucunda bağırsaklarda oluşabilecek mikrobik kanamalardır. Ancak bu durum dördüncü aydan sonra tamamen ortadan kaybolur.<br />
Eskiden annenin sütü yoksa ve aile mama alamayacak kadar fakirse süt biraz sulandırılır içine biraz limon sıkılıp bebeğe verilirdi. Bunun da çocuğa bir zararı olmazdı. Ama şimdi bunları kullanan kalmadı.<br />
&#8216;Çocuk bir yaşına kadar süt içemez&#8217; lafı doğru değildir. Çocuk dördüncü ayından sonra inek sütünü sulandırmadan içebilir.</p>
<p><strong>Süt vücutta demiri azaltır mı? </strong><br />
Demirin farklı biyolojik fonksiyonları vardır ve bu farklılıklar sonucu eksikliğinde de çok farklı etkiler görülür. Demirin en iyi bilinen özelliği kanda oksijen taşımasıdır.<br />
Vücut demirinin yaklaşık yüzde 73&#8217;ü hemoglobinde bulunur. Geri kalan demirin yüzde 12-17&#8217;si ferritin ve hemosiderin denilen moleküllerde depolanmıştır. Her ikisi de yüksek miktarda demir atomunu bağlayabilir. Geri kalan yüzde 15 demir de myoglobinde depolanmış olup kas hücreleri için oksijen deposu vazifesi görürler. Çok küçük bir kısmı demirin transferinde bağlanır. Bu molekül demirin serbest bulunduğu yerden ihtiyaç bölgesine taşınmasına yarar. Ayrıca laktoferrin (sütte bulunur) bu transfer işine yarayan demir moleküllerini bağlar ve bakterilerin hızlı üremelerini önler. Yani sütün demiri bağlayarak anemi yaptığı görüşü yanlıştır. Zira sütün içinde bulunan laktoferin bağladığı demirle birlikte organizma tarafından emilir yani demiri yok etmez.</p>
<p><strong>Peki çocukta demir eksikliğine bağlı anemi hangi sebeple meydana gelir? </strong><br />
Çocuk doğduktan sonra hemoglobininde bir düşüş olur. Yeni doğanın ilk doğduğu gün hemoglobinine bakıldığında 16 gram desilitredir. Bu değer aşağı yukarı bir hafta içinde 11 civarına düşer. Bunun nedeni anne karnındaki kanla bizim şu anda taşıdığımız kanın farklı olmasıdır. Bebekler anne karnındayken hemoglobin F dediğimiz özel bir hemoglobin taşırlar. Bunun özelliği annedeki hemoglobin A&#8217;dan çok daha hızlı bir şekilde oksijen çekebilmesidir. Eğer annede de bebekte de hemoglobin A fazla olsaydı o zaman mevcut oksijeni yüzde 50 yüzde 50 paylaşacaklardı ki bu da çocuğa az gelecekti.<br />
Fakat doğum sırasında bu hemoglobin F birdenbire dokulara çok ani bir şekilde oksjien taşır. Ama vücut bundan hoşlanmaz ve bunları hemen yıkmaya başlar işte bu parçalanma anında &#8216;sarılık&#8217; dediğimiz hadise ortaya çıkar. Bu hemoglobin F&#8217;in aniden yıkılıp parçalanmasıyla açığa çıkan demir depolara dolar ve çocuğun uzun süre, altı ay-bir sene kadar demir ihtiyacı buradan karşılanır. Ayrıca kemik iliği aşırı oksijen taşıdığı için baskı altına alındığından yeni kan elemanları da yapılamaz ve çocukta ani bir anemi varmış gibi gözükebilir. Bu normal fizyolojik bir hastalıktır. Bu aşamada asla demir verilmemesi lazımdır.<br />
Eğer bebeğe gereksiz yere demir verilirse demir zehirlenmesi denen bir hadise meydana gelir. Bizim anemi dediğimiz hastalık da aynen ateş gibi bir bulgudur. Aneminin pek çok çeşidi vardır. Orak hücreli anemi, Akdeniz anemisi gibi. Ama bunların içinde bir tek demir eksikliğinden kaynaklanan anemiye demir verilir. Her anemiye demir verilmez.</p>
<p><strong>Hangi gıdalar demir içerirler?</strong><br />
Her ne kadar bazı sebzeler bilhassa ıspanak, önemli bir demir kaynağı olarak kabul görüyorsa da bitkilerdeki demir çok zayıf bir şekilde emilir. Ispanaktaki toplam demirin ancak yüzde 1.4&#8217;ü vücut tarafından alınır. Diğer bitkilerde de durum farklı değildir. Kuru fasulyeden yüzde 1.6, soya fasulyesinden yüzde 7, maruldan yüzde 4 demir temin edilir. Günlük demir ve kalsiyum gibi minarelleri sebzeden almak istersek günde ortalama 2.5 kilo civarında ıspanak yememiz gerekir.<br />
Buna karşı kırmızı etteki demirin yüzde 20&#8217;si vücut tarafından alınır. Demir, kümes hayvanlarından, balıktan ve anne sütünden de iyi alınır, ama oranlar kırmızı ete göre düşüktür. Fakirler için et pahalıdır. Bu yüzden et ya az miktarda ya da hiç alınmaz. Bu da demir eksikliğine bağlı anemiye neden olur.<br />
Demir eksikliğinin bir önemli nedeni de bağırsaklarda bulunan çengelli solucan ve &#8216;malarya&#8217; mikrobudur. Ülkemizde de demir eksikliği önemli ölçüde görülür. Ancak inek sütünün az içilmesi veya içilmemesi demir eksikliğini önlemez. Sütle birlikte çocuğun kırmızı et yemesi de gereklidir.</p>
<p><strong>Demir fazlalığı çocuklarda ne gibi etki yapar?</strong><br />
Demir dokularda birikir ve &#8216;hemositorozis&#8217; denen bir hastalığa neden olur. Bu durum da ancak demir sökücü bazı ilaçlarla düzeltilebilir.</p>
<hr size="2" />
<p><strong>&#8216;Şekeri tek başına vermeyin&#8217;</strong><br />
&#8220;Şeker sanıldığı gibi tek bir madde değildir. Bizim yediğimiz tozşeker fruktoz ve glikoz adlarında iki şekerin birleşiminden oluşmuştur. Sütün içinde de laktoz dediğimiz bir şeker vardır. Ancak şimdi yediğimiz tozşeker sanayi devriminden sonra bulunmuş bir maddedir. Son derece konsantre olduğu için bizim vücudumuz, pankreasımız bu tip şekere alışık değildir. Biz şeker yediğimiz zaman pankreasımız panik olur. Bu nedenle bunu tek başına, hele aç karnına çocuğa şeker vermek zararlı olacaktır. Şeker, çocuklara yemeklerle karışık bir şekilde verilmelidir. Özellikle yağlı gıdalarla birlikte alındığında şekerin vücut tarafından emilimi daha yavaş olacağı için pankreas paniğe uğramayacak ve bir zararı olmayacaktır. Şekeri çocuklara düz olarak yedirmenin bir faydası yoktur.&#8221;</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Diş fırçalama yaşı: 2,5–3</strong><br />
&#8220;Direkt şekerin dişlere bir zararı yoktur. Fakat şeker bakteriler için bir üreme ortamı yaratır. Yani şekerli ortamda bakteriler ürer, bakterilerin salgıladığı asitler de diş minesine zarar verirler. Şeker yedikten sonra dişler fırçalanıyorsa, temizleniyorsa dişlere herhangi bir zarar oluşmaz. Çocuk, 2,5–3 yaş civarında diş fırçalamaya başlamalıdır. Eğer ileri memleketlerde olduğu gibi içme sularına flor konulsaydı, çocuklarımıza ekstra flor hapları vermemize gerek kalmayacaktı. Ancak bizim sularımızda flor olmadığı için <span style="text-decoration: underline;">çocuklara 15 günlükten itibaren beş yaşına dek her gün bir tane flor hapı verilmelidir</span>.&#8221;</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Ateş, vücudun mikroplara ve toksik maddelere verdiği tepkidir. Vücut ısısı yükselmeye başlayınca dokuların oksijen ihtiyacı, dolayısıyla solunum ve kalp atışı da artar. Artış yetmezse, havale görülür</strong></p>
<p><strong>Bebek niye havale geçirir?</strong><br />
Beslenme konusunda sorularımızı yanıtlamaya devam eden Dr. Kadir Tuğcu, bebeği bekleyen ateşli hastalıklar konusunda uyarılarda bulundu:<br />
&#8220;Ateşlenen çocuğa sirkeli suyla kompres yapıyor. Bu uygulama havaleye davetiye çıkarıyor. Vücut ısısı yapay yolla, yani içten değil dıştan düşünce, vücut şoka giriyor.&#8221;</p>
<p><strong>İçine çeşit çeşit sebzeler konulan çorbaların bebeğe faydası var mı?</strong><br />
Sebze çorbaları Amerikan toplumunda çıkmış bir hadisedir. Onların evinde tencere kaynamaz, bizim gibi kıymalı sebze yemekleri pişmez. Bu yüzden çocuklar düzgün beslensin diye çocuk doktorları annelere çorbayı önerir.<br />
Ama bizim memleketimizde iyi kötü herkesin evinde sebze yemeği yapılır. Kıymalı bamya olur, kabak dolması olur, evde pişen bu tür yemekler çocuklara ezilip verilir. Yok içinde yedi çeşit sebze olsun içinde mutlaka kereviz, maydanoz veya sarmısak olsun diye bir kural yoktur. Çocuk evde pişen kıymalı sebze yemeklerinden, herkesin yediği çorbalardan da yiyebilir.</p>
<p><strong>Tereyağ tüketimi çocuğun kalp sağlığını bozar mı?</strong><br />
Böyle bir şey yok. Her şeyin bir yaşı vardır. Büyüme çağındaki çocuk, tereyağı da yiyecektir, kırmızı et de yiyecektir, meyve-sebze de yiyecektir. Ama ileri yaşlarda bunların miktarının azaltılması gerekir. Yoksa bakın Kafkasya&#8217;da en uzun ömürlü insanların memleketinde et, tereyağı bol miktarda tüketilir. Ama bu insanlar bir yandan da devamlı yürür ve sürekli hareket halindedir. Esas olan şehir yaşamının stresidir.</p>
<p><strong>Çocuklar neden hastalanır?</strong><br />
Çocuklar ilkokula başladıkları zaman ilk iki kışı çok kötü geçirirler. Çünkü mikroplara karşı antikorları yoktur. Bu iki yıl içinde hastalanırlar ve antikorları kazanırlar. Ondan sonra da normal insanlar kadar hastalanırlar.<br />
Çocuklarda antikorlar olmadığı için devreye lenfatik sistem girer. Bu yüzden ilkokul ve yuva çocuklarında lenf bezleri büyür. Bunun sonucunda geniz eti ve bademcik sorunları ortaya çıkar. Bunlar hastalıkları geçire geçire antikorlar oluşunca kaybolur. Antikorlar oluşunca lenfatik sistem geri plana kayar ve antikor sistemi ortaya çıkar. Bir anlamda hastalanmak iyidir ve vücut savaşmayı öğrenir.</p>
<p><strong>Ateşlenmek çocuğa ne zarar verir?</strong><br />
İnsanoğlu asırlarca ateşli hastalıklardan korktu. Korkunun altında yatan, çocukların ateş ve havaleden sonra sakat kalmaları ve ölmeleridir. Ölüme, sakatlığa yol açan hastalıkların başında menenjit, sıtma, tifo gelir. Kızamık gibi döküntülü hastalıklarda ölüm, daha çok yanlış tedavi sonucunda oluşur.<br />
Sıcak çarpması ve hastalık sonucu oluşan ateş asırlarca hastalık olarak kabul edilmiş ve tedavi edilmesi yoluna gidilmiştir. Oysa sıcak çarpmasında hayat kurtarıcı olan soğuk tatbiki ateş tedavisinde kullanıldığında tehlikeli olur. <span style="text-decoration: underline;">Bizde ateşli çocuklara sirkeli ve soğuk su tatbik edilmesi yaygındır, ama yanlıştır. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İspirto, ruh ve sirke</strong><br />
<strong>Peki niye ateşli hastaya sirke sürülür?</strong><br />
Eski çağlarda Avrupa&#8217;da şehirleşme ve nüfus yoğunluğunun artmasıyla içme suları aşırı derecede kirleniyordu. Çünkü kanalizasyon sistemi yoktu.  İnsanlar içme suları içine bira, şarap, sirke gibi fermantasyon ürünleri girince hasta olmadıklarını fark ettiler. Ayrıca su şarapla karışınca hastalık yapmıyordu.  Bunun sonucu şarapta iyi bir ruh olduğunu ve sudaki kötü ruhu kovduğunu zannettiler. Bu yüzden de fermantasyonlu içeceklere &#8216;ruh&#8217; anlamına gelen &#8216;spirit&#8217; adını verdiler. Bu bizim dilimize de &#8216;ispirto&#8217; olarak geçmiştir.  Daha sonra içinde &#8216;iyi ruh&#8217; barındıran şarabın hastalıkları da tedavi edebileceği düşünüldü. Bu düşünce ile cilde şarap sürüldüğünde çok etkili bir şekilde ateşin düştüğünü gördüler. Çünkü alkol sudan daha hızlı bir şekilde buharlaşıyor ve ciltten ısıyı söküyordu. Bu yeni buluş zamanla her yere yayıldı.<br />
İslam âlemi de bu buluşu sevdi, ama tek sorun şarabın haram olmasıydı. Bu güçlük de şarap şişeleri üzerine &#8216;ateş sirkesi&#8217; yazılmasıyla çözüldü. Zamanla işin aslını bilmeyenler hastalara sirke sürmeye başladı. Günümüzde hâlâ bazı hastalıklarda sirke tatbiki yapılıyor. Sirke, şaraptaki alkolün parçalanarak &#8216;asetik asit&#8217; şeklini almasıyla oluşur ve ateş düşürmekte ancak su kadar etkilidir. Kötü kokusu da cabası.</p>
<p><strong>Ateş nasıl düşer, düşürmek gerekli midir?</strong><br />
Ateş vücudun bünyesine giren mikroorganizma veya toksik maddelere karşı gösterdiği bir tepkidir. Çünkü 36 dereceden yüksek ısılarda vücutta mikropların yaşaması ihtimali azalır, dokuların metabolizması artar ve bağışıklık sistemi devreye girer.<br />
Vücudumuz zaman içinde dış uyaranlara karşı ateşi yükseltmenin bir avantaj olduğunu öğrenmiştir. Ateşi düşürmekle hiçbir hastalık iyileşmez. Ateş bir hastalık değil arızadır ve mühim olan hastalığın doğru teşhisidir.</p>
<p><strong>Peki ya yüksek ateşten dolayı çocuğa havale gelirse?</strong><br />
Bunun için öncelikle havale niye olur onu anlamamız gerekiyor. Mikrop veya toksik maddelerin beyni uyarmasıyla vücudumuzda bir ısı oluşur. Vücutta ısının yükselmesiyle birlikte dokuların oksijene duyduğu ihtiyaç artar. Bunu karşılayabilmek için kalbin ve solunumun hızlanması gerekir.<br />
Eğer ateş hızlı yükselir ve vücut bu yükselişe ayak uydurarak kalbi ve solunumu hızlandıramazsa beyin, gelen oksijeni yeterli bulmaz, tasarruflu çalışmak ve fazla oksijen tüketmemek için de vücut ile olan irtibatını keser ve havale dediğimiz olay ortaya çıkar.<br />
Ancak ateş yavaş yavaş yükselir ve vücuda ısınması için zaman tanırsa, havale gelmez.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Ateşi 39&#8217;a çıkmış bir çocuk, ateş düşürücü ilaç verilmeden, yani iç ısısı düşmeden soğuk tatbikiyle dış ısısı düşürülürse kalp ve solunum yavaşlatılırsa havale geçirebilir. </span></p>
<p><strong>Kolesterolden D vitamini</strong><br />
<strong>Güneş çocuğa yararlı mı?</strong><br />
Güneş çocuklarda D vitamini yapımını sağlayacaktır. Bizim cildimizde, kolesterolden ultraviyole ışınları sayesinde D vitamini yapılır. Tabii güneşe çıkarmak da belirli bir oran çerçevesinde iyi. Temmuz, ağustosta, öğle saatinde çocuk güneşin altına bırakılmamalıdır.</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Kasların gelişmesi için ayağını serbest bırakın</strong><br />
<strong>Çocuk ne zaman yürümeye başlamalı?</strong><br />
Çocuğun yürümesi tamamen genetiktir. Çocuğun kromozomlarında yazılıdır. Vakti gelince yürüyecektir. 8.5 ayda da yürüyen çocuk vardır 19&#8217;uncu ayda da. Ortalaması, çocuğun doğum gününde yürümesidir.<br />
Eğer çocuğun ayaklarında herhangi bir sorun varsa, ki bu zaten doğumundan sonraki ilk muayenesinde belli olur, o zaman önlem almak ve tedaviye başlamak gerekir. Mesela kız çocuklarında kalça çıkıklığı olabilir. Veya doğum sırasında geçirdiği travmadan dolayı bebeğin bacağa giden sinirlerinde arızalar oluşmuş olabilir.<br />
<em>Kalça çıkıklığı nasıl anlaşılır, şimdi birçok hastane doğumdan hemen sonra kalça çıkıklığını teşhis etmek için ultrason yapılmasını öneriyor.<br />
</em>Kalça çıkıklığı doktorun muayenesi ile anlaşılabilir. Ultrason şart değildir. Ultrasonla da bakıldığında kalça çıkıklığının teşhisi konulur ama ilk muayene kalça çıkıklığı teşhisi için yeterli değildir. İlk günlerde araz vermeyen bir kalça çıkıklığı durumu iki veya üçüncü ayda ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocuğun düzenli olarak muayene edilmesi gerekir. Kalça çıkığı doğuştan olan bir şeydir ve genelde kızlarda görülür. Erkeklerde görülmesi çok nadirdir. Genetik bir hastalıktır.&nbsp;</p>
<p><strong>Kundağın zararları</strong><br />
<strong>Kundak zararlı mı?</strong><br />
Özellikle kalça çıkıklığı vakalarında kundak büyük ölçüde zarar verir. Kalça çıkıklığı olan bir bebekte kundak yapılmaması dahi yüzde 50 iyileşme sağlayacaktır. Ayrıca çocuğun kaslarının gelişimi için elleri ve ayaklarının serbest olması çok önemlidir.<br />
Kundak konusunda bir diğer önemli husus da şu: Çocuk gazını hareket ederek çıkaracağı için kundak içindeki bebek hareketsiz kalıp gazını çıkaramamasıdır.</p>
<p><strong>Yürüteçler zararlı mı?</strong><br />
Ne yararı ne de zararı vardır. Yürüteç çocuğun yürümeye başlama süresini kısaltmaz.</p>
<p><strong>Çocuk yürümeye başladığında ortopedik ayakkabı giymesi şart mı?</strong><br />
Ortopedik ayakkabı, ortopedik özürlüler içindir. Normal bir çocuğun buna ihtiyacı yoktur. <span style="text-decoration: underline;">Çocuk ilk günlerde mümkün olduğunca parmak ucunda yürümeye teşvik edilmelidir</span>. Çocuklar bu şekilde yürürlerse ayak kasları gelişecek ve düztaban olmayacaklardır. Ama erken ayakkabı giydirilirse çocuk tabanının üzerine basacaktır. Bu nedenle çocuğun ayağındaki hareket kabiliyetini azaltan sert ayakkabılar yeni yürüyenlerde çok sakıncalıdır. <span style="text-decoration: underline;">Mümkün olduğunca yalınayak veya ayağını rahatça hareket ettirebileceği yumuşak tabanlı ve kenarlı ayakkabılar tercih edilmelidir</span>.</p>
<p><strong>Düztabanlık ve taban düşüklüğü neden oluşur?</strong><br />
Genetik etkenler ve aşırı şişmanlık taban düşüklüğünün başlıca nedenidir.<br />
Tuvalet eğitimi çocukta kaç yaşında yapılmadır?<br />
Öncelikle <span style="text-decoration: underline;">&#8216;tuvalet eğitimi&#8217; diye bir şey yoktur</span>. Tuvalet eğitimi kedi-köpek yavrusuna yapılır. İnsanların çiş söyleme yeteneği genetiktir, kromozomlarında yazılıdır ve vakti geldiği zaman çocuk bu işi halledecektir. Herhangi bir şekilde eğitime gerek yoktur.<br />
Eğer olsaydı bunun özel okulları, kursları ve hocaları olurdu. Alıştırmak, çişe tutmak, zorlamak, çocukta psikolojik bozukluklara dahi yol açabilir.<br />
* * * * * * * * * *</p>
<p><strong>Öksürüğü, nezle ve gripte burun akıntısını durduran ilaçlar tarih oluyor. Savaştığı mikropları bu yolla atmaya çalışan vücudu engellemek, fayda değil zarar veriyor</strong></p>
<p><strong>Öksürüğü kesmeyin</strong><br />
Birçok kez öksürüğü kesip ateşi düşürmek için ilaç kullanılıyor. Öksürük kesilirse mikrobun içeride kalıp daha önemli hastalıklara yol açabileceğini hatırlatan Dr. Kadir Tuğcu, hastalıklar ve aşılar konusundaki soruları yanıtladı.</p>
<p><strong>Öksürük, kusma, ishal ve ateş korkutucu mudur?</strong><br />
Bunların hepsi vücudun mikroplara karşı gösterdiği tepkilerdir. İnsanoğlu mikropları bilmediği zamanlarda bu belirtileri durdurarak tedavi yoluna gitmiştir. Eski çağlardaki doktorların üç tane ilacı vardır. Afyon, kokain ve kodein. Hastanın midesi ağrıyorsa, mide kanseri dahi olsa 15 damla afyonun alkolda erimiş hali verilir, kanser ağrısı şıp diye kesilirdi. O devrin şartlarında bu yapılacak en iyi şeydi. Adam sulh ve sükun içinde göçüp giderdi. Öksürük de aynı şekilde tedavi ediliyordu. Örneğin adam veremli, öksürükten uyuyamıyor, yiyemiyor. Bu durumda doktor kodeini, öksürük surubunu hastaya verirdi. Ama tedavi olmazdı. İşte tıp ilerlese de biz atalarımızdan gelme alışkanlıklardan vazgeçemiyoruz. Bu yüzden <span style="text-decoration: underline;">öksürüğü kesecek hernangi bir şurubu çocuğa içirmemek gerekiyor. Bilhassa balgamlı zatürree tipi öksürüklerde bu son derece zararlıdır. İshal için de aynı şekilde</span>.</p>
<p><strong>Peki öksürüğe karşı nasıl bir tedavi uygulamak gerekiyor?</strong><br />
Öksürük için <span style="text-decoration: underline;">karabiberli çorba, limonlu bal, zencefilli bal</span> öneriliyor. Bunların ticari versiyonlarını da eczanelerden alabilirsiniz. Burada önemli olan zencefil, karabiber ve limondur. Söktürücü maddelerdir. Balsa çocuğun içmesini kolaylaştırır. Amaç öksürerek içeride mikrobu dışarıya çıkarmaktır.</p>
<p><strong>Mide bulantısına nane-limon iyi gelir diyorlar doğru mu?</strong><br />
Mideye iyi gelen nane veya limon değil, sıcak veya ılık sudur. Ancak sıcak su tek başına pek hoş gelmeyeceği için içine birtakım aromatik otlar konur. Ne nanede, ne limon, ne de ıhlamurda bir mucize vardır.</p>
<p><strong>Terlemek ateşi düşürür mü?</strong><br />
Vücudun ateşi yükseldikçe bağışıklık sistemi çalışır. Ateş kuru kuru çıkar terleyerek düşer. Terlemesi ateşin görevinin bittiğini gösterir. Hasta terlediği için iyileşmemiştir, hasta ateşi çıktığı için iyileşmiştir.</p>
<p><strong>Burun akıntısını kesen şuruplar zararlı mı?</strong><br />
Nezlede, gripte akıntıyı kesen şuruplar son derece sakıncalıdır. O bölgeye bir virüs girmiştir. Vücut oradaki virüsü atmak için burnu akıtır.</p>
<p><strong>Vitaminle boy uzatılabilir mi? </strong><br />
Çinko eksikliğine bağlı olarak gelişme bozuklukları olabilir, bu durum da et yiyemeyen fakir fukaralarda görülür. İyi beslenen bir çocukta çinko eksikliği görülmez. Boy tamamiyle genetik hadisedir. Genetik olarak çocuk annesinden ve babasından aldığı özelliklerle uzun boylu veya kısa boylu<br />
olur. Ama iyi beslenmeyle çocuğun boyu olabileceği en üst seviyesine ulaşır. İyi beslenmezse alt sınırda kalır.</p>
<p><strong>Aşı yapılan çocuk hiçbir şekilde hasta olmaz mı?</strong><br />
Bazı aşılar canlı aşılardır. Mesela kızamık aşısı aşağı yukarı en uzun bağışıklık sağlayan aşıdır. Tetanoz veya boğmaca aşısıysa ölü bakterilerden yapılır. O yüzden bunların tekrar tekrar yapılması gerekir. Tetanoz aşısı ilk başladığımız zaman bir veya iki ay arayla yapılır. Bir yıl sonra bir tane daha yapılır. Ondan sonra 4.5-5 yaş arasında bir kez daha yapılır. Çünkü aşı ölünce antikorlar da zayıflar.<br />
Verem ve çiçek aşısı hücresel bağışıklıkla çalışır. Hücresel aşılar hiçbir zaman antikor yapmazlar.<br />
Virüs aşılarının bir veya iki dozda yapılanları vardır. Kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşıları bir doz yapılır. Ancak şimdi bunların ikinci dozunun yapılması gerektiğiyle ilgili yazılar yayımlanmaya başladı. Çünkü ileri memleketlerde çocuk aşı olduktan sonra bir daha kızamık mikrobuyla karşılaşmaz. Ve zaman içinde aşıdan kazandığı bağışıklık yok oluyor. Ama bizim memleketimizide çocuk aşı olduktan sonra da kızamıklı biriyle karşılaştığı için tekrar aşı olmuş gibi olur. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi herkese kızamık aşısı yapıldığı zaman bizde de bu problem ortaya çıkacak.</p>
<p><strong>Aşıdan alerji olur mu?</strong><br />
Çok nadir bir durumdur. Her aşının bir reaksiyonu var. Ateş, kırgınlık veya iğne yapılan yerde ağrı şeklinde kendini gösterir. Bu tepkilere en çok difteri, boğmaca, tetanozdan oluşan karma aşıda rastlarız. Aşıda görülen alerji, yumurta alerjisidir ve bu alerji de erişkinlerde görülür. Çocuklarda görülme sıklığı oldukça azdır.</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Bir yıl sonunda ilk antikorlar yitirilir</strong><br />
<strong>Aşı nedir?</strong><br />
Aşı zayıflatılmış bir mikrobun vücuda verilmesiyle vücutta antikorların oluşmasını sağlar. Antikorlar da vücudun askerleridir ve mikroplara karşı savaşı gerçekleştirir.<br />
Çocuk doğduğu zaman ilk başta annesinin antikorlarını taşır. Anneden geçen pasif antikorlar çocuğu altı ay, hatta bir seneye kadar korur. Ama bir sene sonunda yıkılırlar. Antikorların bir kısmı da emzirme yoluyla anneden çocuğa geçer. Bunlar ağırlıklı olarak ishalden ve bazı kulak iltihaplarından koruyan yüzeysel antikorlardır.<br />
Esas antikorların geçişi anne karnında kanla olur. Mesela anne karnında annenin geçirmiş olduğu kızamık antikorları bebeğe geçtiği için canlı bir aşı olan kızamık aşısının erken çağlarda yapılmaması lazımdır. Çünkü anneden geçen antikorlar bu aşıyı parçalar ve etkisini yok eder. Bu yüzden pek çok gelişmiş ülkede kızamık aşısı hiçbir zaman bir yaşından önce yapılmaz.</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Aşı, gripten korur mu?</strong><br />
Grip pek çok virüsün yaptığı bir hastalık topluluğudur. Bu topluluk tasadece &#8216;infülenza&#8217;nın aşısı vardır. Bu da en tehlikeli gruptur ve kendi aralarında şekil değiştirerek farklı bir yapıya bürünebilir. Aşı merkezinde bunların hepsinin suçlular gibi arşivleri mevcuttur. Kendi aralarında bir düzen içinde değişiklik gösterirler. Bu yüzden seneye hangi virüsün çıkacağı bellidir. Çocuk grip aşısı olduğunda esas komplikasyon yapan öldürücü 3&#8217;üncü tip gribe yakalanmaz. Yoksa basit, ağız, göz akıtan hapşırtan virüsleri kapar.</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Aşı kartları önemli</strong><br />
Aşı yapılan müesseselerde aşının markası, seri numarası, son kullanma tarihi ve kimin yaptığının kaydı tutulmalıdır. Geçen yıl Hepatit A aşılarından bir kısmı bozuk çıktı. Aşılarının yeniden yapılması gerekti. Ama bunun için hangi hastaya hangi seri numaralı aşının yapıldığının bilinmesi gerekti. Biz kayıt tuttuğumuz için hastalarımızı bulduk. Pek çok müessese değil aşı kartı vermek aşının markasını bile yazmaz. Hele eczanede yapılanlar hiçbir kayda tabi değildir. Aşılar eczanede yapılsa bile aşı kartına mutlaka işlenmeli.</p>
<p><strong>Antibiyotik kullanımı vücudumuzu hastalıklara daha açık hale getiriyor. Antibiyotik kullanmayan kişi, 100 bin basille tifo olurken, antibiyotik kullanan kişi beş basille bile hastalığa yakalanabiliyor</strong></p>
<p><strong>Bağışıklık sistemini koru!</strong><br />
Antibiyotik, insanın hastalıklar karşısında kazandığı önemli zaferlerden biri. Ancak Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün de dikkat çektiği gibi, aşırı antibiyotik kullanımı bu galibiyeti, mağlubiyete çevirebilir. Dr. Kadir Tuğcu, çocuk hastalıklarının doğası, önlenmesi ve antibiyotik tedavisi konusunda sorularımızı yanıtladı:</p>
<p><strong>Suçiçeği aşısı pek tavsiye edilmiyor, neden böyle?</strong><br />
Son derece pahalı bir aşı olduğu için hastaların bir kısmı bu aşıyı yaptırmak istemiyor. Halk arasında &#8216;Suçiçeği hafif bir hastalık, ne gerek var aşıya&#8217; şeklinde yorum yapılıyor. Oysa suçiçeği, hafif bir hastalık değil. Suçiçeği, çiçek hastalığına nazaran hafiftir. Çiçek ölümcüldür, ama su- çiçeği bu boyutlara ulaşmaz. Ancak suçiçeği, kızamıktan, kabakulaktan, kızamıkçıktan geri kalmaz. Hatta üçünün toplamından daha fazla komplikasyon yapar.</p>
<p><strong>Aşı ne kadar zaman korur? </strong><br />
Her aşının koruyuculuk süresi farklı farklı. Bu süre bazen hayat boyu olabildiği gibi bazı aşılarda sınırlı. Örneğin grip aşısı sadece bir sene koruyucudur. Esasında grip aşısıyla kazanılan bağışıklık ömür boyu devam eder, fakat bu bir işe yaramaz. Çünkü grip virüsü ertesi yıl başka bir biçime bürünecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8216;İshalde antibiyotik vermeyin&#8217;</strong></p>
<p><strong>Antibiyotik kullanımı iddia edildiği gibi zararlı mı?</strong><br />
Antibiyotikler bakteriyel hastalıklar içindir. Virüsler üzerinde antibiyotiklerin hiçbir tesiri yoktur. <span style="text-decoration: underline;">Antibiyotikle kızamığı suçiçeğini, kabakulağı tedavi edemezsiniz. Nezleyi de tedavi edemezsiniz.<br />
</span>Ve eğer antibiyotik aldığınızda vücudunuzda oluşanları bir bilseniz hiç almazsınız. En basit şekliyle şöyle açıklayabilirim. Bir insanın tifo olabilmesi için 100 bin basil alması gerekir. Ancak bu kişi bir doz &#8216;streptomisin&#8217; alırsa beş basille bile tifoya yakalanabilir. Yani antibiyotikler kişiyi başka hastalıklara karşı açık hale getirir.<br />
Çünkü bizim bağırsaklarımızda hastalık önleyici bakteriler vardır. Antibiyotik bu bakterileri öldürür. En büyük hatalardan biri de ishal olanlara yüksek dozda kuvvetli antibiyotik verilmesidir. İshal yapıcı mikrop, bağırsaktaki dışkının içindedir. Antibiyotik buraya kadar gidemez. Ancak damar ve kan yoluyla bağırsak cidarına kadar gelip buradaki yararlı mikropları öldürmeye başlar. Bunlar öldüğü zaman vücuttaki direnç kaybolur, hastalık yapıcı mikroplar vücudu işgal eder. Hasta daha kötü bir duruma gelir.</p>
<p><strong>Denize giren çocuk sudan mikrop kaparak ishal olur mu?</strong><br />
Hayır. Çünkü insanda hastalık yapan mikropların hiçbiri deniz suyunda yaşayamaz. Bu durum mikrobiyoloji asistanlığım sırasında yaptığım bir deneyle de kanıtlanmıştır. 1975 yılında kolera salgını vardı. Biz İstanbul&#8217;un plajlarından su topladık ve kolera mikrobu aradık. Ne kolera ne de tifo mikrobu bulduk. Sonra işi tersine çevirdik. Deniz suyunu laboratuvara getirdik ve içine biz mikrop koyduk. Bu mikrobun 15 dakika, bir saat, iki saat gibi aralıklarla tekrar geriye alarak çoğaltmayı denedik. 15 dakika sonra dahi deniz suyundan örnek aldığımızda koyduğumuz mikrobun yaşamadığını gördük. Tifo, kolera mikrobu deniz suyunda yaşamaz.  Plajlarda kolibasili var, girmeyin deniliyor&#8230;<br />
Kolibasili kirlenmeyi gösterir. Kolibasillerinin hepsi hastalık yapmaz. Sadece patojen kolibasilleri hastalık yapar. Ayrıca sıfır kolibasili bulunan bir deniz bulmanız imkânsızdır. Kolibasili balığın ve martının gübresinde de bulunur. Bir insanın tifo olabilmesi için 100 bin koli basili gerekir. Bunun için de litrelerce deniz veya havuz suyu içmeniz gerekir.</p>
<p><strong>Sinek kovucu tabletler zararlı mı?</strong><br />
Bu ıspatlanmış değildir. Ayrıca bu maddeler sineği dahi öldürmez. Bu maddeler bir cins &#8216;feromondur&#8217; yani haberleşme kokusudur. Sivrisinek bu kokuyu aldığı zaman en yakın satıha konar ve hareketsiz kalır. Koku kesildiği zaman da tekrar kaldığı yerden işine devam eder.</p>
<p><strong>Vejetaryen beslenme zararlı mıdır?</strong><br />
Bilhassa büyüme çağında olan çocuklar asla vejetaryen olamaz. Çünkü hayvansal gıdalardan aldığınız maddeleri sebzelerden almak isterseniz miktar çok yükselir. Mesela günlük kalsiyum ihtiyacınızı brokoliden alabilirsiniz. Ama bunun için yaklaşık 2.5 kilo brokoli yemeniz gerekir.</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Grip olan çocuğa kızamık bulaşmaz</strong><strong>Kulak ağrılarında ve şiddetli öksürükte antibiyotik kullanılmalı mı?</strong><br />
Kulak ağrısı mekanik bir olaydır. Burada mikrop üremesi başlangıç değil sonuçtur. Hasta çocuk nezle, grip geçirir ve östaki borusu kapanır. Orta kulakta yapılan gözyaşı benzeri sıvı akamayıp birikir, zara basınç yapmıştır. Zarın geçirgenliği bozulur veya delinir. Bunun sonucunda kulağa mikrop gider ve bu durağan haldeki suya yerleşir.<br />
Burada koruyucu bir ilaç kullanılması yeterlidir. Esas olay östaki borusunun çalışır durumda ve açık kalmasını sağlamaktır. Ama ilerlemişse mikrobik hale gelmişse tabii ki antibiyotik verilir.</p>
<p><strong>Aileler çocuklarının erken yaşta çocukluk dönemi hastalıklarını geçirmesini istiyor ve hasta çocuğun yanına özellikle götürerek, mikrobu almasını sağlıyor. Bu doğru mu?</strong><br />
Okula giden çocukların bazı hastalıkları erken yaşta geçirmesinde fayda vardır. Fakat virüslerin özel durumları olduğunu da unutmamak lazım.<br />
Bir virüsün vücuda girebilmesi için vücutta başka bir virüsün bulunmaması gerekir. Mesela bir çocukta aynı anda hem kızamık hem suçiçeği görülmez. Çünkü vücuda ik giren virüs özel bir madde salgılayarak, ikinci türde bir virüsün vücuda girmesini önler. Bu nedenle çocuk nezle, grip geçiriyorsa, kızamık olan kardeşinin yanına yatırsanız dahi bu çocuk kızamık mikrobu kapmayacaktır.</p>
<hr size="2" />
<p><strong>Araçlarda çocuk koltukları gerekli</strong><br />
&#8220;Araçta bir kaza olduğunda en fazla çocuklar zarar görür. ABD&#8217;de sadece 2000 yılında beş yaşından küçük 2 bin çocuk otomobil kazalarında can verdi. Bunların yarısının emniyet kemeri kullanmadığı, diğer yarısının da kemerlerinin düzgün bağlanmadığı ortaya çıktı. Çocuklarla birlikte güvenli yolculuk için:  Hiçbir çocuk 12 yaşına gelene dek ön koltuğa oturtulmamalı. Ön koltuğa oturan çocuklar öncelikle hava yastıklarından zarar görür.</p>
<p>  Bebek koltuğu asla ön koltuğa bağlanmamalı. Bebek ne kadar küçük olursa olsun &#8216;ana kucağı&#8217; içinde arka koltuğa yerleştirilmeli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hava yastıklarına dikkat</strong></p>
<p>  Hava yastığının çalışması önlenirse, çocuk ön koltuğa ana kucağı içinde oturabilir. Çocuğun ön koltuğa oturtulması eğer arka koltuk diğer küçük çocuklar tarafından işgal edilmişse mümkündür.</p>
<p>  Çocuklar bir yaşına gelene dek arka koltukta arkaya bakar şekilde otururlar. Eğer çocuk bebek koltuğuna sığmayacak kadar büyümüş ama emniyet kemeri takamayacak kadar da küçükse koltuk yükselticiler kullanılabilir. Altına minder veya özel koltuk yerleştirilir.</p>
<p>  Bebek koltukta, 40 derecelik açıyla oturtulmalıdır. Daha dik veya yatık olması sakıncalıdır.</p>
<p>  20 kilonun üstü çocuklar, eğer ön koltukta oturacaksa koltuk mümkün olduğu kadar arkaya çekilmeli ve 45 derecelik açı oluşturulmalıdır.</p>
<p><strong>&#8216;Ana kucak&#8217;larının içini doldurmayın&#8217;</strong></p>
<p>  &#8216;Ana kucak&#8217;larında çok büyük bir yanlış yapılır. &#8216;Bunların içi çok çukur&#8217; diyerek içleri doldurulur. Oysa o çukurluk bebeği yandan gelecek darbelere karşı korumak için yapılmıştır. Oturulma şekli ve açısı patentlidir. Bizde anneanneler, babaanneler bebeğin altı yumuşak olsun diye bu koltuların içine bir şeyler koymaya bayılır. Oysa buna hiç gerek yoktur.</p>
<p>  Artık otomobiller, mini vanlar ve hafif kamyonlar zeminlerinde bebek koltuğunu sabitleme noktalarıyla piyasaya çıkıyor. Bu gibi emniyet sistemleriyle ilgili bilgiler, araçların kullanma kılavuzlarında ayrıntılı olarak anlatılıyor.</p>
<p><strong></strong> Ülkemizde yapılan diğer bir yanlış da çocukların arkaya oturtulduktan sonra bağlanmamasıdır. Bu durum çocuğun öne oturtulması ile aynı şeydir. Çünkü ani bir fren sırasında, çocuk hızla ön cama doğru fırlayacaktır.&#8221;</p></blockquote>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.pi.web.tr/kadir-tugcu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>33</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
