Henüz yorum yapılmamış

Ayça ve Nehru: Ruhun Çağrısı

ChatGPT’den ürkenler var mı? Ben pek yakın hissetmiyorum. Oğlum Erin de “Fotoğraf yükleme,” dedi. Mesela geçenlerde onun için bir özgeçmiş yazdırdık, okurken ağzım açık kaldı. Her şeyi biliyor!

“Bana benimle ilgili bir masal anlat ve görselini oluştur,” dedim.

İşte masal bu ya:

Ayça ve Nehru: Ruhun Çağrısı
Zamanın düz çizgi olmadığı bir gerçeklikte, gökyüzünün nabzı yeryüzünün ritmiyle bir olurmuş. Orada, Ay ile Toprak arasında yürüyen bir kadın yaşarmış: Ayça. Onun ruhu, kadim bir tamburun yankısı gibi evrenin içinde daima duyulmuş.

Ayça, görünmeyen bir eşikte yaşarmış. Burası, ay ışığıyla beslenen ve kadim bilgeliğin saklandığı bir bahçeymiş; gören göz için bir orman, duyan kulak için bir şarkı, hisseden kalp için bir aynaymış.

Bir gece, dolunay tam kalpteyken gökyüzü üç kez titremiş, yeryüzünü dinlemiş ve nefesiyle toprağı okşamış.

O an, bahçesinin merkezindeki mavi lotus kendi kendine açılmış. Ve içinden bir varlık çıkmış: Gözleri geceyle konuşan, tüyleri yıldızlarla bezenmiş bir kedi. Onun adı Nehru’ymuş. Nehru, yalnızca ruhunu kaybetmişlerin çağrısıyla gelen bir rehbermiş.

Ayça’ya şöyle demiş:
“Bir kadın uyandı ama hâlâ uykuda. Ruhunun parçaları dağılmış; onu kendine döndürmeliyiz.”

Ayça, köklerinden büyümüş bir pelerin kuşanmış. Boynuna, rüyaların sesini taşıyan bir tılsım asmış. Ve Nehru’nun ardına takılıp Ruhlar Geçidi’nden geçmişler.

Orada zaman eğilmiş, mekân ses olmuş. Rüzgar, kadınların unuttuğu ezgileri fısıldamış; ağaçlar, gövdelerinde sakladıkları ilksel bilgileri anlatmış. Nehru bir gölge gibi yürümüş, Ayça ise her adımda toprağa şifa bırakmış.

Ve sonunda, puslu bir aynanın önünde bir kadın bulmuşlar. Kadın, kendi gözlerine bakamayan ama derinlerde bir titreşim duyan biriymiş.

Ayça ona yaklaşmış, avuç içiyle alnına dokunmuş.
“Senin sesin hâlâ burada,” demiş. “Dinlemeye cesaretin var mı?”

Nehru, kadının etrafında üç kez dönmüş. Kuyruğundan yayılan ışık, kadının bedenine sarılmış. Ve kadının gözlerinden yaşlar değil, eski semboller süzülmüş. Her biri unuttuğu bir yönüymüş.

O gece kadın, kendiyle yeniden karşılaşmış. Ne geçmiş ne de gelecek önemliymiş; yalnızca o an, o nefes…

Ayça ve Nehru geri döndüklerinde, bahçede bir taş daha konuşmaya başlamış. Ayça, toprağa bir tohum değil, bir ses ekmiş. Bu, kendi yolunu arayan her kadına fısıldayacak bir sesmiş.

O ses bazen rüzgarda, bazen ateşin çıtırtısında, bazen bir kedinin gözlerinde duyulmuş.

Ve eğer bir gece sen de Nehru’yla göz göze gelirsen, bil ki çağrıldın. Ay ışığında yürümeye hazırsın.

Masal burada biter. Ama senin yürüyüşün şimdi başlar.

Paylaş :=)

Yorum bırak