
Assos… “Pİ” tarihinin önemli merkezlerinden biri olan bu suyu ve havası hareketli, ruhu dingin, antik ve romantik köşeden bugüne kadar bahsetmemiş olmam; buraya en son gelişimin, Erin’in benimle olduğunu henüz bilmediğim bir tarihe denk gelmesindendir. Beş sene önce zeytin ağaçlarına kurduğum hamakta canım sadece kavun ve yoğurt yemek isterken, aslında Erin için buranın bol oksijenini soluyormuşum. Erin fiziksel olarak hayatıma katıldıktan sonra da buraya hiç gelmemiştim.
Burada kalabilecek birçok yer var. Behramkale’nin altında kalan antik liman haricinde, Kadırga Koyu ve ondan öncesinde Küçükkuyu da var ama ben yıllardır limanda kalmayı tercih ederim. Sahili taştır; denizi ise demir gibi soğuk, berrak, masmavi ve aynı zamanda bol tuzludur. 🙂 Limanda her tarza uygun konaklama var ama ben her zaman kamp yaşamını sevdiğim için çadır kurarak kalmayı seçmişimdir.
İlk yıllarda kampı limana çok yakın bir yere kuruyordum ancak bir gün yürüyüş sırasında, yolun sonunda bambaşka bir yer keşfettim; tabii yıllar önce. Adı Öz Camping. Salaş, hatta yer yer pis bile diyebilirim! Bu yazıyı okuyan birçok kişinin kalmayı tercih etmeyeceği bir yer olduğunu düşünüyorum, yani bu yazdıklarım bir öneri niteliği taşımıyor. Zaten çocukla kalınabileceğini de pek düşünmüyorum. (İlle de bir öneri yapmak gerekirse, dışarıdan gördüğüm kadarıyla Taş Ev Pansiyon var.)
Ben çadırda kaldığım ve kendi yemek işimi kendi mutfağımda hallettiğim için geriye sadece o dingin havayı solumak kalıyor. Yine de Erin’in ısrarları sonucunda iki sabah kahvaltısını burada yaptık, çünkü oturma alanı gerçekten çok keyifli. 😉 Bahçesinde horozu, tavuğu, kedisi ve köpeği eksik olmayan, zeytin ağaçlarının gölgelediği bu kamp alanında sessizliği dinlemek en büyük keyif.
Akşamın zifiri karanlığında Midilli (Lesbos) Adası’ndan görünen iki avuç ışığa Samanyolu’nu takiben dalıp gitmek… Rum radyosundan çıkan cızırtılı bir müzik eşliğinde, uzosunu tahta masasına vurarak bu antik şehre doğru baktığını düşündüğüm, hiç tanımadığım birine göz kırpmak belki de… Hamakta uzanıp, yolun sonu olmasından dolayı araba veya insan geçmediği için sadece rüzgarın ve dalgaların sesi eşliğinde kitap okuyabilmek, arada uzaklara dalmak… Zeytinyağı, kekik, balık, şarap… Aşk…
Aristo ve Platon’un burada boşuna vakit geçirmedikleri kesin; insan burada gerçekten filozof olur… Olamaz mı? Akşam gün batarken ya da sabahın erken saatlerinde aklınız denize dalıp gidiyorsa, faturayı Aristo’ya kesebilirsiniz. Keza her sene temmuz ayında (sanırım), “Assos’ta Felsefe” etkinliği kapsamında yurt içinden ve yurt dışından öğretim üyelerini, üniversite öğrencilerini ve felsefe meraklılarını ağırlıyor bu liman.
Ancak üzücü tabii; tarihi bu kadar önemli olmasına rağmen kimsenin pek aldırmadığı, yeterince korumadığı bir yer burası. Akşam gün batımının en güzel izlendiği kale, saat 19.00’da kapanıyor! Oysa şu günlerde güneş 20.30’da batıyor. 🙂 Taşlar öylesine üst üste duruyor ve bence korunma adına sadece bir tel örgü var. Düşündüm de, bu ören yerleri sadece taş yığını olarak duracağına yaşatılsa nasıl olurdu? O dönemlere ait mizansenlerle orijinaline uygun şekilde canlandırılsa? Ya da buna benzer projeler geliştirilse…
Limanın girişindeki restoranlarda epey yüksek hesaplar ödeyebilirsiniz, ki zaten dışarıda yemek için pek başka şansınız yok. Limanı takiben yol üzerindeki mekanlarda da balık yiyebilirsiniz, oralar biraz daha makul. Son yıllarda damla sakızlı Türk kahvesi moda olmuş, bir de damla sakızlı dondurma… Yıllar önce bunların hiçbiri yoktu. 🙂
Yine de tahtadan yapılmış iskeleleri, dar virajlı yolu, bir iki otel haricinde bungalov ve çadır turizminin ağırlıklı olduğu bu bölgede fiyatlar da galiba biraz yüksek olunca, aileler için çok uygun bir tatil alanı olmuyor. Nitekim Erin buradaki tek çocuk!
Buna rağmen o da sıkılmıyor, ben de sıkılmıyorum. Beş yıldır buraya gelme isteğimin olmama sebeplerini yukarıda sıraladım; gerçekten de bu seneden önce gelseydim çok sıkıntılı olurmuş ama şimdi öyle değil. Ben bu yazıyı yazarken Erin tahta kılıcıyla etrafta dolanıyor, herkesle oynuyor ve denize giriyor. Şnorkel bile kullanmayı öğrendi; zaten buranın denizinin dibi kesinlikle görülmeye değer. Sahilin hemen dibinde bile renk renk balıklar, deniz kestaneleri ve kocaman taşlar var.

Bugün buradan ayrılıyoruz. Ciğerlerimiz bol oksijen, hafızamız tatlı esintiler ile dolu. İstikamet Adatepe Kaz Dağları Dedetepe Çiftliği Çocuk Sanat Kampı.. heyecanla önümüzdeki 5 günü yaşamayı bekliyorum.








Yorumlar (4)
elifazizoglu :
22 Ağustos 2011 | 02:02Pek güzel …çok güzel bir yermiş!!!!
Berceste :
31 Ağustos 2011 | 22:59Bizim 1 ay once gectigimiz yerlerden geciyorsunuz 🙂 Ayazmaya, Bayramic Yenikoy’e ugramayi unutmayin. Biz Dedetepe’yi cok sevdik. Oradaki bocuklere bizim bocukten selam soyleyin 🙂
Sütüme Sarelleme Karışma!!! :
4 Eylül 2011 | 19:17ben de 7 sene ara ile ziyaret ettim ayça, behramkale erimiş gitmiş bence… korunmamış hiç! pazar yerleri artmış, dükkanlar sıralanmış ama eserler eksik geldi gözüme nedense. Ama o deniz, insanın aklı başından gidiyor girdikçe, yüzerken balıklar yanından geçince. Ne zaman kalıyor orada, ne dert… Hayatın durduğu bir yer assos bence.
Taş ev :
4 Ekim 2025 | 21:16Umarım talan edilmez böyle bakir kalır. Yeterince ilgi görmüyor demişsiniz. İnsanlar acımasız oluyor maalesef.